Etiket hayal

ütopya nedir?

utopia_in_four_movements

ütopya yolunuzun üstünde, 

Kaynak: http://ifistanbul.com/blog/files/2011/01/utopia_in_four_movements.jpg

Ütopya nedir? Uygulama imkanı olmaksızın, etkili bir yöntem bulunmaksızın iyinin düşlenmesidir. Bütün felsefe bilimleri ütopyalardır, çünkü halkları her zaman vaat ettikleri iyiliklerin ters yönüne sürmüşlerdir.

Bknz. : Fourier, C. La Phalange, Revue de la Science Sociale tarafından yayınlanan el yazması, IV, 1857-1858, Malécot, F., . 2003. Ütopyalar Sözlüğü s.91

 

Gelişen tekniğin çelişkili yapısı sonucu ortaya atılan fikirlerin hazırladığı zemin de ütopyadır.

Örneğin: Rudolf’un Diesel motoru hayal ederken, güç ve hafiflik gibi çelişkili iki özelliği düşlemesi.

Bknz.: Picon, A. 2003. Ütopyalar Sözlüğü s.242

 

Bazıları Rönesas’a kadar giden ideal kentlerin temsiliyeti günümüzde yerini sibersitelere bıraktığı için, kent ile ütopya arasında arasındaki ilişki yeniden çizilecektir.

Bknz.: Picon, A. 2003. Ütopyalar Sözlüğü s.122

 

 

Reklamlar

Uruguay, Uzaktaki Bilinmeyen Ülke

Nedir bu Uruguay mevzusu derken bir baktım konu bir yerden gene ütopyaya bağlanmış. Uruguay’ın haritasının Thomas More’un Ütopya adası haritasına benzediğine dair bilgiler görünce… Baktım Uruguay adı nedeniyle de bir harikalar ülkesi gibi duruyor. Bir takım bilgiler şöyle;

“Uruguay” adı, yerlilerin dili olan Guarani‘de “Boyalı Kuşlar Irmağı” anlamına gelir.

Bölgeye Avrupalıların ilk yerleşimi 16. yüzyılın başlarında olmuştur.
Uruguay günümüzde uygulanmakta olan günlük 8 saatlik çalışma süresini Dünya’da uygulamaya koyan ilk devlettir.
Aynı zamanda, Dünya üzerinde Esrarı yasal hale getiren ilk ülkedir.”
Sahi böyle yeşil bir yer,
Gerçekliği sekteye uğratan esrar,
hayal kimilerince böyle bir şey mi?

Kime göre ütopya?

Tarlabaşı Ütopyası, Melis Baloğlu
Tarlabaşı Ütopyası II, Melis Baloğlu
İstiklal’de yürürken gördüm yeni Tarlabaşı görselini koymuşlar. Pırıl pırıl… Yapılması ve yaşanması gereken oymuş gibi bir imajdı. Oradan yürürken köhne, pis, tehlikeli demekle olmuyor. Silip süpürüyorlar oraları. Tarlabaşı’nda yaşayana distopya, kimine ütopya… Godard’ın Alphaville filmindeki gibi “OUTLANDS”  diye bahsedilen bir yer Tarlabaşı. Dışarısı, ötekisi, İstiklal’e yakın ama uzak… Kurgu dediğimiz sinema filmlerinin içinde birebir yaşıyoruz. Esas adam ile esas kadın kim bilmem ama,
birileri hep mutsuz ve göçe zorlanmış…

Mimarın yeni gözdesi


Bknz. : Digital Fabrication, “From Virtual to Real”. FabLab, ArduinoCamp Italia 2013, Torino June 15. Ph. © Cosimo Maffione per Officine Arduino

 

Hayal etmekle kalma, her kimsen… Çünkü mutfak robotundan farksız bir aracın var artık! Sözünü ürüne dönüştürmek mümkün… 3D Yazıcı ile!

Ütopya Tanımı ve Ütopyacılık


Thomas More, Ütopya
Kaynak:http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/46/Isola_di_Utopia_Moro.jpg

Ütopya sözcüğü Yunanca topos-ülke kelimesinden türetilmiş olup “olmayan ülke” anlamına gelmektedir. Arzulanan veya olacağı kabul edilen bir ideal toplumun ifade şeklidir. Ütopya kavramı ilk defa Sir Thomas More tarafından kullanılmıştır. Ancak böyle bir toplumsal düşünce Thomas More ile başlamış değildir. Ütopyaların başlangıcını Platon’un Devlet’i ve ondan öncesine kadar götürebiliriz. Fakat Platon ve ondan önceki düşünürler tasarladıkları toplumlara ütopya adını vermemişlerdir. Eski çağlarda böyle bir toplum tasarımı için daha çok “Altın Çağ” kavramı kullanılırdı.

Bir tür zihinsel tasarım olan ütopya, daha iyi ve daha mükemmel bir toplum ya da devlet modeli oluşturma amacını temele alan yaklaşımdır. Düş gücüne dayalı “olan ve olmayan yer”, “hiçbir yerde bulunmayan hayali yer” anlamlarına gelen ütopya, bu yönüyle bakıldığında insan doğasının bir parçası olarak karşımıza çıkar. Ütopya mümkün olmayan ama insanın içinde yaşamak istediği bir dünyadır. Ütopyalar düşsel bir ürün olmalarına rağmen tamamen gerçeklerden kopuk, sadece hayallerden oluşan bir ürün değildir. Ütopyacı gerçek dünyayı iyice kavrayıp çözümleyen kişidir. Gerçek dünyayı iyice kavradıktan sonra ise var olan gerçekliklere eleştirel bir biçimde yaklaşır ve var olan düzeni baştan aşağı değiştirmeyi amaç edinir.
            Ütopyacılık değişik bir dünya arzulamaktır. Elde edilemese de hayal edilebilir bir niteliktedir. “Nesnel toplumsal koşullardan ve yasaya uygunluklardan değil de soyut, adalet, eşitlik ve insancıllık ilkelerinden türetilen ve bu yüzden gerçekleşmeleri mümkün olmayan ama hayal edilebilen bir toplumsal durumun tanımıdır”. Bu bağlamda ütopya terimi garipsenebilir, çünkü hem bir yerde olmayan hem de mutlu olunan bir yer ile aynı anlama gelmektedir.

A Sane Revolution

Bu dizeler başka bir dünya mümkün’e cevap olarak yazılmış gibi… Evet, bir devrim yapalım ve eğlence için olsun. İş onu iş olarak görmeyince eğlenceye dönüşür.

YIKIM

YIKIM atölyesi,                           

Yürütücüler;
Melis Baloğlu, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans
Şebnem Çakaloğulları, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans
Güliz Kabasoğlu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Mimari Tasarım Sorunları Yüksek Lisans 
 
Tut ki dünyanın sonu geliyor, ya da çoktan geldi, başka bir boşluğa gidiyoruz, nasıl etsek, ütopyamızı kursak? 
 
SON MU BAŞLANGIÇ MI?
Evreni ben mi yarattım yoksa hep birlikte bir bilgisayar simülasyonunda mı yaşıyoruz? Doğanın kanunları mı belirliyor başı ve sonu yoksa ne başı var ne sonu, dünya bir sürecin içinde mi? hızlı dönüşümlerin kaçınılmaz olduğu bugünün dünyasının yarattığı “bizce” distopik atmosferi bir kenara bırakıp ütopyamızı kurmak hayaliyle yola çıkmak istiyoruz. İki günlük bir keşif teklif ediyoruz. Herkese ihtiyacımız var.
[Amaç] İlk gün içinde toplanacak objeler tek bir kutuda toplanıp obje kullanım üzerinden yeni bir mekân inşasına gidilecek, sıradan şekilde kullanılmış ve kullanılan objelerin keşfine çıkılıp farklı yönleri keşfedilecektir.
[Çıkarım] Aslında yer ve alanın kendi başına durmasının yanında onu mekâna çeviren yaşanmışlıkların izleri bulunan şeylerde ve eşyalardadır. Atölye çalışması sırasında toplanan, mekândan ayrılan bu şeyler üzerine yeni bir mekân inşasına gideceğiz. Sınırların kararsızlığı ile eşyaların kullanımındaki kararlığı yıkıp standartların evirilmesinin peşine düşeceğiz. Yani ‘ eşya alınacak bir yer yoktu, mekân yaratılacak eşyalar vardı.’
Buyurun senaryomuz;
[Açılış]Dünya doygunluğa ulaşmıştı, gökdelenlerin en üst katından bakan adam, bulutlardan yeryüzünü göremiyordu. Gözünü yaşartan parlamalar ozon deliğinden gelen ışınlardı. Adam bir anlık körlük yaşadı ve sadece duyduklarına odaklandı. Kulağına gelen haber yeni bir yönetimden bahsediyordu ve yeni gelen yönetimle birlikte her şeyin yerle bir olacağı söyleniyordu.
[Haber Detayı] Yaşayanlara yalnızca bir hak tanınacaktı. Herkese doğduğunda nüfus cüzdanı dağıtıldığı gibi, şimdi de onlara eş boyutlarda kutular dağıtılacaktı. Kutulara koyacakları yanlarına almak istedikleri şeyler olacaktı. Bu şeyler bireyselliklerine göre pek tabi farklı olacaktı.
[Ya da]Korkulan durumda şuydu: ya herkes küresel hale gelmiş bu yerleşkede, aynı şeyleri arzular, aynı anıları yaşamış ve aynı şeyleri yanlarında almak isterlerse… Ne de olsa yanlarına aldıkları geçmişle bağlantı kurabilecekleri, şu andan söktükleri objelerdi, onlarındı, kişiseldi.
[Eylem] Habere göre, bazı stratejik kararlara yardım olması amacıyla birde ağırlık tablosu hazırlamışlardı. Ama birimi farklıydı. Bu birim ortalama dünyada en çok kavranan nesneler üzerinden belirlenmişti. Çünkü artık bu ağırlık kavramı elde tutulan, yeri değiştirilen objeler üzerinden hissedilebiliyordu. Mesela 500 gram değil de, bu 2 galaksi not 3 kadar gelir deyince herkesin o aşina olduğu ağırlık hemen canlanıyordu gözde.
[Sonuç] Bu tablo herkese verilmişti. Verilen sınırı aşanlara müsemma gösterilmeyecek, içlerinden seçim yapmaları istenip ağırlığı aşan şeyler bırakılacaktı.
[Süreç] ‘Yıkım’ çizdiği distopya atmosferi ile dünyanın sonunun geldiğine dair bir senaryo yazımı üzerinden atölye çalışmasına başladı. Daha sonra yöneticiler tarafından kurulan senaryo katılımcılar tarafından tartışılıp dönüştürüldü. Odaklanılan noktalar ‘yıkım’ ve ‘yıkımın nedenleri’ nedir. Yıkım’dan sonra ulaşılan ve katılımcılar tarafından jöle gibi esnek tarif edilen ‘yer’e ne götürülmelidir gibi başlıklar tartışıldı. (Kararlar grupta oylama ve fikre karşı grubu ikna seklinde yürüdü.)
Yeni düzen için eşyalara değil duygulara ve duyulara ihtiyaç duyulacağı kararına varıldı. Başta amaçlanan her bireyin yanına aldığı bir kutuya anılarını yaşatacağı eşyalarını alma fikri grup tartışması tarafından İPTAL EDİLDİ.
Sonsuzluğu, özgürlüğü, yaratıcılığı, saf arzulamayı, farkındalığı yanımıza almak istedik. (Sonunda özgürlüğü potansiyelin sonsuz olması olarak tanımladık.)
İnanç, umut gibi bizi bir topluluğun-sistemin parçası olmaya iten duyguları yanımıza almak istemedik.
Üretilen düzen her bireyin biricik olduğu otoritenin yok olduğu sadece temel ihtiyaçlar sayesinde toplulukların oluştuğu bir sistemdi.
Duyuların merkezi olan kafamızı sardığımız mekanlar kurguladık. Oluşan hareketli sistem sayesinde bu başlıklar takıldığında insanların birbirine ihtiyaç anında yaklaşmaları da sağlandı.
Kimi işitme duyusunu, kimi görme duyusunu, vb. ortaya çıkaran kafa mekanları;
SON MU BAŞLANGIÇ MI?

Katılan herkese teşekkürler, keyifli bir tartışma ve geleceğe dair güzel hayallerdi. Devam edeceğiz…

Görünmez Kentler

Kurmaca kentler edebiyatın olduğu kadar mimarların da hayalleri değil mi ?

Kitaptaki ütopik gezgin, imparatora kurmaca kentler anlatıyor. Bu kentlerin kimi örümcek ağı gibi, kimi sürekli genişleyen kentler, kimi iki boyutlu, kimi ise mikroskopik kentler…

Bugün kent sizin için ne anlama geliyor, bilmem ama, Calvino’nun kitabı kent güzellemesi gibi.

Paper Architects

utopia died in the twentieth century (!)
 
why?
we do not have hope for better life.
no. it is easy to call something as utopia when it is on paper. 
now, we’re talking about cyberspace, information society and virtual reality etc… 
so, has utopia lost its audience?


link: http://russianculture.files.wordpress.com/2011/01/4367772759_528eaf2b42_o.jpg
…Brodsky says in reaction to this “I want to design spaces that make people feel good.”

See: Galilee, Beatrice. “Alexander Brodsky,” Icon Magazine, 54 (2007).

“… Brodsky, Utkin, and the others began producing visionary schemes in response to a bleak professional scene in which only artless and ill-conceived buildings, diluted through numerous bureaucratic strata and constructed out of poor materials by unskilled laborers, were being erected – if anything. as such their work constitutes a graphic form of architectural criticism, an escape into the realm of imagination that ended as a visual commentary on what was wrong with social and physical reality and how its ills might be remedied.” 

 

%d blogcu bunu beğendi: