Etiket distopya

hw2b

The last funeral took place over 50 years ago. Ever since, everyone left the dead to rot, out in the open. I can not remember why though…

The base of the city had no windows, and the doors had been walled decades ago. That way the unpleasant views and smells of the peasants couldn´t reach us.

The more powerful you were, the higher you could live in the city. The higher you lived, more the windows you got… For some reason, everyone wanted to go higher and higher. Never being happy with where they lived.

I guess it was the shadow of the upper floors.

Maybe it was the better view.

I lived my entire life for this moment. Now I am on the highest level.

It is so lonely here and there is no way to climb down. The city was built this way.

I look out of my windows. I see people at the bottom. I´m certain.

It is so lonely. Maybe if I jump I can get to them.

I´m falling.

A smell hits me. It is so disturbing…

Getting closer to the people now… only to see the rotting bodies of the residents of the top floor.

 

Reklamlar

ÜTOPYA (& Mimarlık) KONUSU İLE İLGİLİ KİTAPLAR

 

İTÜ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MİMARİ TASARIM Y.LİSANS PROGRAMI MİMARLIK VE ÜTOPYA DERSİ’ni dinlediğim Prof.Dr. Işıl HACIHASANOĞLU’nun kitap listesi, afiyet olsun!

Yazar
Owen, Robert
Başlık
Yeni toplum görüşü / Robert Owen, çev. M. Doğan Şahiner
Baskı
İstanbul : YKY, 1995.

Yazar
Howard, Ebenezer
Başlık
Les cités-jardins de demain / E. Howard ; essai introductif de L. Mumford ; préface de F. J. Osborn
Baskı
Paris : Dunod, 1969.

Yazar
Howard, Ebenezer
Başlık
Garden cities of to-morrow / by Ebenezer Howard. Edited, with a preface, by F. J. Osborn, With an introductory essay by Lewis Mumford
Baskı
London : Faber and Faber ltd., [1945]

Yazar
Le Corbusier, 1887-1965
Başlık
Towards a new architecture / Le Corbusier [pseud.], tr. from the French by Frederick Etchells
Baskı
New York : Dover, 1986

Yazar
Le Corbusier, 1887-1965
Başlık
La Ville radieuse : Eléments d’une doctrine d’urbanisme pour l’équipement de la civilisation machiniste … / Le Corbusier
Baskı
Paris : Ed. Vincent, Fréal et Cie, 1964

Yazar
Wright, Frank Lloyd, 1867-1959
Başlık
The future of architecture / Frank Lloyd Wright
Baskı
New York : New American Library, 1963
Yazar
Callenbach, Ernest
Başlık
Ecology : a pocket guide / Ernest Callenbach
Baskı
Berkeley : University of California Press, c1998

Yazar
Huxley, Aldous, 1894-1963
Başlık
Ada / Aldous Huxley ; çev. Seniha Akar
Baskı
İstanbul : Yol, 1983

Yazar
Huxley, Aldous, 1894-1963
Başlık
Brave new world / Aldous Huxley
Baskı
New York : Perennial Classics, 1998

Yazar
Huxley, Aldous, 1894-1963
Başlık
Cesur yeni dünya / Aldous Huxley ; çev. Ümit Tosun
Baskı
İstanbul : İthaki, 2000

Yazar
Zamiatin, Evgenii Ivanovich, 1884-1937
Başlık
Biz / Evgenii Ivanovich Zamiatin ; çev. Füsun Tülek
Baskı
İstanbul : Ayrıntı, 1996

Yazar
Plato
Başlık
Devlet / Plato ; çev. Sabahattin Eyuboğlu, M. Ali Cimcoz
Baskı
Ankara : TİŞ, 2001

Yazar
More, Thomas, Sir, Saint, 1478-1535
Başlık
Utopia : Mina Urgan’ın incelemesiyle / Thomas More ; çev. Vedat Günyol, Sabahattin Eyuboğlu, Mina Urgan
Baskı
Ankara : TİŞ, 1999.

Yazar
Bacon, Francis, 1561-1626
Başlık
Yeni Atlantis / Francis Bacon ; çev. Hamit Dereli
Baskı
Ankara : MEB, 1957

Yazar
Campanella, Tommaso, 1568-1639
Başlık
Güneş ülkesi / Tommaso Campanella ; çev. Vedat Günyol, Haydar Kazgan
Baskı
İstanbul : Can, 1996

Yazar
Swift, Jonathan, 1667-1745
Başlık
Gulliver’in seyahatleri / Jonathan Swift ; dznl. Öner Kemal
Baskı
İstanbul : İnkılap, 2000

Yazar
Wells, H. G. (Herbert George), 1866-1946
Başlık
Zaman makinesi / H. G. (Herbert George) Wells ; çev. Hüseyin Bengi Şen
Baskı
İstanbul : Eğitim, [t.y.]

YAZAR
Gilbert, James Burkhart
Başlık
Perfect cities : Chicago’s utopias of 1893 / James Gilbert
Baskı
Chicago : University of Chicago Press, 1991

YAZAR
Tafuri, Manfredo
Başlık
Architecture and utopia design and capitalist development / Manfredo Tafuri ; translated from the Italian by Barbara Luigia La Penta
Baskı
Cambridge, Mass. : MIT Press, c1976

YAZAR
Coleman, Nathaniel
Başlık
Utopias and architecture / Nathaniel Coleman
Baskı
London : Routledge, 2005

YAZAR
Soleri, Paolo
Başlık
Arcology : the city in the image of man / Paolo Soleri
Baskı
Cambridge, Mass.: MIT Press, 1969

YAZAR
Friedman, Yona, 1923-
Başlık
L’architecture mobile : vers une cite conçue par ses habitants / Yona Friedman
Baskı
[Tournai] : Casterman, [1970]

YAZAR
Friedman, Yona, 1923-
Başlık
Toward a scientific architecture / Yona Friedman ; translated by Cynthia Lang
Baskı
Cambridge, Mass. : MIT Press, 1975
Başlık
Archigram / ed. Peter Cook
Baskı
Ne York : Princeton Architectural Press, c1999

YAZAR
Cook, Peter
Başlık
New spirit in architecture / Peter Cook, Rosie Llewellyn-Jones
Baskı
New York : Rizzoli, 1991

YAZAR
Cook, Peter, 1936-
Başlık
Lowe lectures : the paradox of contemporary architecture / Peter Cook
Baskı
Chichester : Wiley, 2001.

YAZAR
Garnier, Tony, 1869-1948
Başlık
Une cité industrielle : étude pour la construction des villes / c[par] Tony Garnier
Baskı
Paris : C. Massin & cie, [1939]

YAZAR
Olmsted, Frederick Law
Başlık
Civilizing American cities : a selection of Frederick Law Olmsted’s writings on city landscapes / Frederick Law Olmsted, ed. S. B. Sutton.
Baskı
Cambridge, Mass., MIT Press [1971]

YAZAR
Ambasz, Emilio
Başlık
Inventions : the reality of the ideal / Emilio Ambasz; essays by Tadao Ando, Fumihiko Sakamoto ; foreword by Ryuichi Sakamoto ; overview by Peter Buchanan
Baskı
New York : Rizzoli International, c1992
Başlık
Tokyo için bir plan. 1960 / Kenzo Tange…(ve diğ.) ; haz. Aligül Ayverdi
Baskı
İstanbul : İTÜ Teknik Okulu, 1965

YAZAR
Kurokawa, Kisho
Başlık
Intercultural architecture : the philosophy of symbiosis / Kisho Kurokawa
Baskı
London : Academy Editions, 1991

YAZAR
Ragon, Michel
Başlık
Les Cités de l’avenir / Michel Ragon
Baskı
Paris : Editions Planète, 1965.

YAZAR
Ragon, Michel
Başlık
Ou vivrons-nous demain? / Michel Ragon
Baskı
Paris : R. Laffont, 1963

YAZAR
Ledoux, Claude Nicolas
Başlık
L’oeuvre et les rêves de Claude-Nicolas Ledoux / Ledoux et son temps par Yvan Christ; Ledoux et notre temps, par Ionel Schein; Notes et légendes par Jacques Ohayon
Baskı
Paris : Chêne, 1971

YAZAR
Le Corbusier, 1887-1965
Başlık
Towards a new architecture / Le Corbusier [pseud.], tr. from the French by Frederick Etchells
Baskı
New York : Dover, 1986

YAZAR
Le Corbusier, 1887-1965
Başlık
La Ville radieuse : Eléments d’une doctrine d’urbanisme pour l’équipement de la civilisation machiniste … / Le Corbusier
Baskı
Paris : Ed. Vincent, Fréal et Cie, 1964

YAZAR

Yeang, Ken

Başlık
Designing with nature : the ecological basis for architectural design / Ken Yeang.
Baskı
New York : McGraw-Hill, c1995.

YAZAR
Yeang, Ken, 1948-
Başlık
Ecodesign : a manual for ecological design / Ken Yeang
Baskı
London, UK : Wiley, 2006

YAZAR
Yeang, Ken, 1948-
Başlık
Reinventing the skyscraper : a vertical theory of urban design / by Ken Yeang
Baskı
Chichester : Wiley-Academy, 2002

YAZAR
Powell, Robert, 1942-
Başlık
Rethinking the skyscraper : the complete architecture of Ken Yeang / Robert Powell
Baskı
London : Thames&Hudson, 1999
Başlık
Utopia : the search for the ideal society in the western world / edited by Roland Schaer, Gregory Claeys, and Lyman Tower Sargent
Baskı
New York : The New York Public Library, 2000
Başlık The philosophy of utopia / e

Hadi film izlemeye gidelim!

Hadi film izlemeye gidelim! (Haber için Deniz Can Akkaya’ya çok teşekkürler!!)

IT’S OPEN nerede? ne oluyor?

Film gösterimi var! Başlık:

Film Gösterimleri : Distopyanın Mimarisi

Her çarşamba It’s Open’da gerçekleşecek açık havada film gösterimleri ‘Distopyanın Mimarisi’ serisiyle başlıyor ve 5 hafta sürecek!

It’s Open nedirin cevabı için http://its-open.org/About.php (konteynır fikri harika değil mi?)

distopya mı ütopya mı?

a11

tarlabaşım, fotoğraf Melis Baloğlu

bir soru: distopya mı ütopya mı?

distopya mı ütopya mı?

21 (5)

Balat’tan yer kapmayan kaldı mı?, fotoğraf Melis Baloğlu

bir soru: distopya mı ütopya mı?

distopya mı ütopya mı?

1 (2)

Karşıyaka’dan bir baktım İzmir!, fotoğraf Melis Baloğlu

bir soru: (evet İstanbul’u çok konuştuk) İzmir (?) distopya mı ütopya mı?

distopya mı ütopya mı?

a6

Tarlabaşı’na doğru bak_a_kal, fotoğraf Melis Baloğlu

bir soru: distopya mı ütopya mı?

distopya mı ütopya mı?

5 (12)

 Haliç İstanbul Köprüsü, fotoğraf Melis Baloğlu

bir soru: Haliç Metro Köprüsü,distopya mı ütopya mı?

 

yeniyi getir, eskiyi götür şehri “İstanbul”

PicsArt_1407022156677

yeniyi getir, eskiyi götür şehri “İstanbul”, kolaj Melis Baloğlu

 

Ütopyanın “iyi” ya da “yok” yer olma durumu iki karşıt düşünceyi de içinde barındırır. İyi yer oluşu, fiziksel olarak var olması anlamına gelirken; yok yer oluşu gerçekleştiğinde anlamını yitirmesi olarak yorumlanmaktadır.

Ütopya olarak tasvir edilen “iyi” yer örneklerine bakacak olursak, “Atlantis’in, mutlu insanların, barış ve huzur içinde yaşadıkları adası, Pliny the Elder’in aydaki ideal toplumu, İlyada Destanındaki Elysian topraklarındaki insanların doğal koşullardan etkilenmedikleri, Hades’in öfkesinden uzak ve mutlu yaşamın olduğu ada olarak anlatılır” (Gether, 2012, s.9). Örneklenen iyi yerlere, ütopya çerçevesi içinde bakılacak olunursa, ideal olan toplumun yaşadığı kara parçası, şu an bulunulan dünyadan uzakta ya da ana karadan koparılmış, izole başka bir mekanda bulunduğu görülmektedir. Barış, huzur, adalet ve mutluluk gibi toplumsal parametrelerin bir ürünü olan bu ütopya örneklerinde, bulunduğu yeri iyileştirme ya da dönüştürme hayali taşınmaz, bunun yerine sıfırdan, yoktan başlanıp yeni bir hayat kurulduğu gözlenmektedir.

Bu durum, günümüzde de kentsel dönüşüm çerçevesinde sürmektedir. Kentsel dönüşüm çerçevesinde ütopya kavramını düşündüğümüzde, bir başkasının ütopyası diğerinin distopyasına dönüşebilmektedir. Bu bağlamda, mevcut durumu daha iyisi için yıkma ve yok yer haline getirip projelendirildiğinde, ütopya fikrinin totaliter olma özelliği vurgulanmış olur. Bu durumda dönemin koşullarına göre çözüm üreten ütopyadaki tıpkı mantık, değişen çağa “dönüşüm” adı altında uygulanmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir.

Çağımızda, ütopyanın eskiye duyulan özlem olarak algılanmasının en iyi örneği de kentsel dönüşümün eskiyi yeniden inşa etme kaygısı olarak görülebilir. Bu nedenle çağımızda dönüşümün, ütopya kavramında da olduğunun vurgulanması bir gereklilik haline gelmiştir.

kaynak_01

Kaynak:

Gether, C. (2012). Utopia & Contemporary Art. Eds. Gether, C., Hoholt, S., ve Laurberg, M., Utopia and The Contemporary Art. ARKEN Museum of Modern Art, Skovvej, s. 9.

 

Krizin Faydaları

 

Dünyada tüketilen her malın bir ikamesi vardır. Bu alternatifler arasında seçip yapmak bu 2 malın piyasadaki durumuyla alakalıdır. Kriz sonrası tepetaklak olan piyasalar sayesinde hiç olmaz, satılmaz, hobi olarak kalır denilen mallar peynir ekmek gibi satabilir. Örneğin 69 mustang, 67 camaro hakimiyetindeki yolların birden 1300 cc’lik fiat’a toyota honda’ya teslim olması gibi. Japon ve Avrupa endüstrisinin nükleer, rüzgar, jeotermal, güneş enerjisine geçiş sürecinin nedeniyle aynıdır; 73 petrol krizi. Kriz demek bana göre yanlış, çünkü olması gerekenin yani petrol fiyatlarının petrol üreticileri tarafından belirlenmesi mantıklıdır. Sonuçta adamın malı, kapitalizm diyorsun, al sana kapitalizm, mal bu fiyat bu istiyosan alırsın. Ve ekonomik nedenlerin dışında dünyaya verdiği zarar gözardı edilerek hunharca harcanan petrolun daha pahalı yani daha az tüketilerek yerine çevreci sistemlerin yaratılması işime geliyor, temiz havayı severim. Yani sanayi devriminin ilk zamanlarındaki aklın yerini almış olduğu delilik, bu krizle kendini toparladı. Tabi bu toparlanma ülkelerin tutumuyla bire bir alakalı gibi duruyor. İsveç’in parasının yarısını bu işlere harcaması Hollanda’nın ve Norveç’in fotoğraf galerilerini süsleyecek etkiye sahip yenilenebilir enerji projeleri karşısında Fransa, Almanya ve Japonya’nın -bugün koşarak terk ettikleri (Fransa hariç)- devasa nükleer santralleri.

Peki bu neden güzel bi şey?

Kriz sonuçta, 2008’i bizzat yaşadık, pek de teğet değildi. İşte bu zamanlarda o kapitalist babaların sevmediği adam, devlet işin içine giriyor ve alın size para ve kendinizi tedavi edin diyor. Bu babalarda aptal değil, avm yapalım gökdelen dikelim demiyor AR-GE gibi delice işlere girişiyorlar. Tüketicilerde zaten bu zor zamanlarda eldeki parayı daha mantıklı harcar ki bunu iktisatçılar sever. Tüketicinin rasyonel davranması falan derler. Sonuç pencereye vuran güneşten elde edilen elektrik, su taşkınlarını önlemek için rüzgar tribünleri, jeotermalle çalışan arabalar. Yani minimum maliyet maksimum fayda, yani refah!

Ütopyaların Uygulanabilirliği

ideal_01

ütopyanın uygulanabilirliği, Gizem Nalçacı

Uygulanabilirlik pratik hayatın bir sonucu olarak ortaya çıkar. Fakat pratik hayatta uygulanacak olan düşüncelerin daha önce teoride kurulması gerekir. Teorideki düşüncede belli bir amaca göre belirlenmelidir. Amaç akla uygun olmalıdır. Bir amacın akla uygunluğu onun pratik hayata uygulanmasını kolaylaştırır. Ütopyalar pratik hayattaki düşüncenin deneyle uygulanabilir olmasına uygun değildir. Çünkü bir toplum düzenini değiştirecek şekilde deneye tutmak imkansızdır.

Ütopik toplum anlayışlarında toplumsal kurumların işleyişi, insanlar arasındaki ilişkiler önceden tespit edilmiş kurallara göre düzenlenir. Ütopya içinde yaşayanlar onun kuralları dışına çıkamazlar. Ayrıca bireysel davranış ve düşüncelerde ütopik toplum içinde kaybolmuştur. Böylece tek yönlü mekanik bir toplum düzeni düşüncesinin ütopyalarda çıktığını görürüz. Ütopyalar gerçekte pratik hayatta gerçekleşme amacı güder. İlk defa ütopya terimini kullanan Thomas More ise düşüncelerinin gerçekleşmeyeceğinin farkındadır. Ütopya devletini uygulama alanına koyamayacağını ve bunun imkansızlığını dile getirmiştir.

Gerçekleşmesi olanaksız istekler olarak görülen ütopyalardan Huxley’in Cesur Yeni Dünyası ve Orwell’ın 1984’ü de gelecek hakkında kehanetlerde bulunurlar. Huxley teknik gelişmelerin insanları makinalaştıracağını ve duygu, düşüncenin ortadan kalkacağını düşünür. Orwell ise teknik gelişmenin iktidar şeçkinleri tarafından kullanılarak dikta ve baskının ağırlık kazanacağını ileri sürmüştür. 1984’te öngörülen toplum düzeni tam olarak gerçekleşmemiştir. Fakat dünyadaki bloklaşma, teknik gelişmeler ve insanlar üzerindeki baskılar artmıştır. 1984’te öngörülen birçok şey 1940’tan itibaren yavaş yavaş gerçekleşmiştir.

Aldous Huxley’i düşünmeye iten şey ise, o güne kadar görülmemiş pek çok değişikliğin çok hızlı şekilde yaşanmaya başlamasıdır. Bu yüzden Huxley gelecek için büyük bir karamsarlığa düşmüştür. En büyük endişesi hızla gelişmekte olan bilim ve teknolojinin faşizm, komünizm ve totaliter rejimler tarafından kötüye kullanılmasıdır. Eğer bu düşündüğü şey olursa bir toplumda değer verilen manevi unsurlar, bireysellik ve insan ilişkilerinin düzelemeyecek bir şekilde bozulacağına inanmıştır. Huxley’in ütopyası iki önemli özelliğe sahiptir. İlk olarak sergilenen toplum ve yaşam bilimsel olarak kurulmuştur. İkincisi de toplum bireyi ve bireyselciliği mutluluğun tek nedeni olarak gören, denge ve faydacılık unsurları uğruna toplumu yok etmeyi amaçlayan bir devlet tarafından yönetilmektedir.

Ütopyaların gerçekleşemeyeceği görüşünün aksine, Huxley’in kehanetlerinin de gerçekleşmekte olduğunu görmekteyiz. Günümüz devletlerinde köleliği sevdirmek ve tek tip olmak gazete yayınlarına ve medyaya verilmiş bir görevdir. Hızlı büyümenin alıştırdığı tarzda yaşamaya devam edilirse, tepeden yönetilmeye tamamen razı olunan bir durum ortaya çıkacaktır. Bu durumda ise Huxley’in görüşlerinin belli bir kısmı değil tamamının gerçeklik kazanması çokta uzak değildir.

Dogville

Dedim ki sen sinema aşağı sinema yukarı konuşur durursun, üretirsin, afiyetle de izletirsin. Sinemada ütopya üzerine gel bir muhabbet edelim. Oh dedi konu derya. Haklısın dedim, bir sürü film döktük ettik. Dogville dedik en son. Bir garip izole teatral bir mekan… Derdi Sinema, yönetmen Soner Sert yazdı efenim, afiyetle buyurun. // Soner bu ara iş cinayetlerini konu alan kısa filmi Baba’nın gösterimini yapıyor. Mimar olarak şantiyeyi, iş güvenliğini tanırım fakat işin içinde olmayana anlatmak için sinema filmi en güzel yol. İzleyin, başka bir dünya. //

 

Sinemada ütopya ve distopya konusuna kuramsal bir giriş yapma taraftarı değilim. Tanımlama benim işim değil. Merak eden Wikipedia’dan baksın bir zahmet.

Heh, bilmeyenler baktıysa sinemada bunun bana göre tek örneği olan Lars Von Trier’in Dogville’inden bahsedeceğim.

Film, Grace adlı bir kadının mafya’nın elinden kaçarak Dogville isimli köye iltica etmesiyle başlamış oluyor. Dogville denen bu köy, kendisini dış dünyaya kapatmış, kendi içerisinde bir düzen tutturmuş ve köyde yaşayan bütün bireylerin bir yükümlülük ve paylaşımda bulunduğu ütopik bir dünyanın teatral tablosu gibidir. Zamanla bu ütopik köy, yavaş yavaş insanoğlunun içinde bulunan bütün kötü duyguları bir bir çıkarmaya başlıyor. Önceleri Grace köyde küçük işler, sonraları tüm köyün işlerini üstlenerek köy halkına manevi ve “kanuni” borcunu ödemeye çalışıyor. Grace’in zaman içinde şekillenen ve içinde sürekli bulunan bu denli iyi niyetine ve alçakgönüllüğüne rağmen küçük köy halkının onu bir köle gibi çalıştırması, erkeklerin onun üzerinden cinsel tatminlerini gidermesi, zenci bir kadının engelli kızını ona baktırması, iki kişinin yapacağı işi tek başına üstlenmek zorunda kalması gibi distopik bir dünyayı ortaya çıkarıyor.

Seyircinin; daha doğrusu Trier’in seyirciye aşıladığı “köyü yakın, çoluk çocuk bırakmadan hepsini katledin” finali vuku buluyor. Mutsuz (?) mutlu son ile Dogville şehrindeki her bir insan öldürülüyor ama köy, tıpkı adı gibi Dogville kalıyor (ardında sadece bir köpeği bırakarak). Yani Trier, Amerikan toplumuna bir köpekten bile daha az değer verdiğini göstererek tarihin en büyük satirik ve protest filmlerinden birisini yaparak perdeden usul usul uzaklaşıyor.

Köye gelirsek… Her şey Amerikan rüyası gibi yapay, sahte ve kokuşmuş. Köy bir stüdyo. Evler birer boyalı çizgiden ibaret. Meyveler, sebzeler tamamen kolpa. Maden 5-6 tane derme çatma tahtadan ibaret. Köpek bir boyadan, kilise bir ilan panosundan, ayın yansıması bir maketten ibaret. Tek gerçek şey “köyün insanları”. Onların da ne kadar gerçek olduğunun tahlilini Trier seyircisine bırakmış.

Sinema iyidir, izleyin azizim.

Soner Sert

modernizm

 

modernizm_01

modernizm, Melis Baloğlu

 

Modernizm çizgisel ilerleme yolunda bireyleri zorlamıştır. Bu sürece katılmayanı da dışlamıştır.

Modernizmin sorunu insanları eğitme misyonundadır. Mimarın sosyal rolünü belki de her şeyden çok önemsemiştir ve bu nedenle ego savaşı vermiştir.

Mimarlıkta neyin iyi olduğunu araması, Descartes’ın tek doğruyu aramasıyla paralellik kurar. Post-modern duruş tam aksine, toplumun ne istediğini sorma eğiliminde bulunsa da yaklaşımı popülistleşmiş ve kendi karşı tavrını savunamaz hale gelmiştir.

Modernizm, kusursuz bina fotoğrafları sunar.

Modernizm, elit kesime hitabeden binalarla, mimarlık tarihine aktarılır.

1920lerdeki sosyal rolünü kaybedip, 60larda politik bir araç olmuştur.

Tek doğruyu arama sonucu, çoğulcu dünyada, kendi kendini yok etmiştir

ideal

ideal_01

ideal, Melis Baloğlu

 

Distopya, verili toplumu eleştirmek için yola çıkar. Aslında, insanın doğası gereği içinde kötülük taşıdığını, bu nedenle ütopyalardaki iyimser toplumun mümkün olmadığını açıklar. (Kaplan ve Ünal, 2011, s.46) Ütopyaların yok olmasını ve distopyanın doğuşunu Kumar (1987), yaşanan dünya savaşlarının kayıplarına bağlar. Teknoloji, atom bombası vb araçlar korkuyu ve gelecek kaygısını insanlara aşılar ve distopyalar burada başlar.

Ütopya, olmayan yer ya da ideal yer ya da ideal yerin olmayışıdır. Fransız Devrimi’nin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik söylemi ardından komünizm, insanlara eşit yaşamın mümkün olabileceği umudunu aşılamıştır. Ne yazık ki , Sovyet Rusya’nın çöküşü, Hitler Almanya’sının varlığı gibi gerçekler, umutları yok eder. Bu nedenle, ütopyalar ve distopyalar birbirine dönüşerek varlıklarını sürdürmektedir. Daha çok yazınsal olduğunda, ütopyaların gücünden bahsetmek mümkün gibidir. Kağıda döküldüğü anda sanki gerçekleşme potansiyelini yok etmektedir. Mimarlıkta, ütopyaların temsil edilişi belki de bu yüzden hareket, hız -Archigram – organik büyüme -metabolizma- gibi sonsuzluk çağrıştıran kavramlar üzerine kuruludur.

 

kaynak_01

 

 

 

 

Kaynaklar: 

Kaplan, Neşe ve Ünal, Gülin. “Bilim Kurgu Sinemasını Okumak” Der Yayınevi, İstanbul, 2011, 46

Kumar, Krishan, Utopia and Anti-Utopia in Modern Times, Utopia and Anti-Utopia in the Twentieth Century, (1987) Oxford: Basil Blackwell, s.259

film_01

 

 

 

 

Film öneri: 

Things to Come (1936), Yönetmen: William Cameron Menzies

Doğa

 

doag_01

doğa, Melis Baloğlu

 

İnsanın doğayı anlamaya çalışma, onun gibi mükemmeli üretme ve uyum yaratma çabası en başından beri vardı. Paolo Soleri’nin Arcosanti projesi , ekoloji ve mimarlığı birleştiren deneysel bir proje olarak bu çabayı iyi yansıtan eşik noktası olarak görülebilir.

arcosanti

Paolo Soleri’nin Arcosanti projesi, Kaynak: http://www.arcosanti.org/

 

Doğa ile ütopyanın birleştiği yerde Kibbutzların varlığı bir eşik olarak görülebilir. -Kibbutz, tarıma dayalı bir yaşamın sürdüğü köylerdir.- İhtiyaç olan kadar üretim, kommün yaşamı esaslarına dayanır. Bir diğer eşik, Land Art hareketi olarak kabul edilebilir. Land Art, geleneksel sanat anlayışının dışına çıkarak sanata bakabildiği için avant-garde’dır. Müzeden “dışarı çıkabildiği” için, Gödel’in Incompleteness teoremiyle paralellikler gösterir, sisteme dışarıdan bakar.

Günümüzde bilişim teknolojileriyle birlikte doğayı anlama çabası hızlanmıştır. Bilgisayarın mimarlık eğitimine girmesi, yakın zamanda geçtiğimiz bir eşik olmakla beraber, sonuçlarının neler olacağını tahmin etmek için bu eşiğe yeterince uzaklaşmış sayılmayız. İdeal olan sistemleri üretmek adına kullanıldığında, yeni çağın ütopyalarını doğuracak algoritmaları bir elinde tutan bu teknoloji, bir yandan da tehlike içerir. İnternet ortamının, bedava sunduğu çeşitli yazılımlar sonucu erişim oldukça kolaylaşmıştır. Erişimde kolay olmanın yanı sıra, bu araçlar ya da yazılımlar kolay anlaşılıp uygulanmaya devam ettikçe mimara olan ihtiyacı ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktadır. Ki bu, bilişim teknolojilerinin gecekondularının oluştuğu bir dünya olabilir.

kaynak_01

 

 

 

 

Kaynaklar

Kibbutz için; 
Kumar, Krishan, Utopia and Anti-Utopia in Modern Times, Utopia and Anti-Utopia in the Twentieth Century, (1987) Oxford: Basil Blackwell, s.259

%d blogcu bunu beğendi: