Etiket dijital araçlar

Başakşehir Living Lab üzerine…

Dijital araçların veri saklama potansiyellerinin farkında mısınız?

Muhtemelen evet! Bu yazıyı okuduğunuz platformda saklı neler var neler. Keşfi sizindir.

1510691_625632867508990_1604282452_n

ziyaret: https://www.facebook.com/BasaksehirLivingLab/timeline

Bendeniz “DİJİTAL ÇAĞ’DA ÜTOPYA KAVRAMININ DÖNÜŞÜMÜ:
İŞBİRLİKÇİ TASARIM BAĞLAMINDA MİMARIN ROLÜ” bu başlığa ait tezimi yazarken, -ki bitti- ütopya üzerine düşünmenin, zamanın ruhu nedeniyle eh zamanı anlamaktan geçtiğini fark ettim. Muhteşem bir keşif değil farkındayım ama dijital çağı, üretim şekillerini ve sunduğu araçların kullanıldığı mekanları anlamak ve” işte bu!” demek için dolandım durdum. ( okumak yetmez, takipte kalmak mühim artık, elinde sosyal medya var, hadi ama, her şeyden haberin var, doğru yerlere tıkla 🙂 )

Sonuca getiren karar sanırım “ütopya gibi disiplinlerarası bir kavramı konuşabilmek için, gene her disiplinin kullandığı aracı kullanmakla alakalı” demiş bulundum. Fark ettim ki disiplinlerarası  çalışmayı destekleyen fablab, hackerspace, livinglab gibi gibi atölyeler Türkiye’de de konumlanmış. Bilmiyordum, öğreniyorum. Daha pek tazeler zaten.

Konuya esaslı bir giriş 

Küresel bir köy olarak tanımlanan günümüz dünyasının şekillendirdiği insan da, dayattığı yaşama şekli de farklılaştığı için, ütopya ve mimarlık ilişkisini güncel bir dille, yeniden konuşma ve düşünmemiz gerekir. Sonuç olarak ütopyalar, mimarlığın beslendiği, üzerine kuram üretildiği ve hayal kurabildiği veri kaynaklarıdır. (Öyle!)

Dijital devrimin yeni ürettiği dili kullanan güncel ütopyaları anlamak için bu dili anlamaya ihtiyacımız olduğu düşünülmektedir. Bu dilin inşası da sadece mimarların değil, tüm disiplinlerin iş birliği içinde gerçekleşebilir. Tıpkı Tanyeli’nin (2004) ortaya koyduğu üzere “…Mimarlık, zaman içinde sadece inşa etme ve tasarlama biçimlerini değiştirmiyor; daha önemlisi düşünme biçimlerini, yaklaşımlarını da değiştiriyor. Eski düşünme biçimlerinin değiştirilmesi demek, yeni bir dille ve yeni bir kelime haznesiyle düşünmek demek. Yeni biçimlerde inşa edip tasarlamak ile yeni bir dille düşünmek birbirine bağlı. Yani, eski dilin kavramlarıyla düşünerek yeni bir mimarlık ortaya konamıyor.” (s.3).

TA DA!!

Bendeöyledemiştim.

Ve gidip bu yeni dil inşası sağlama potansiyeli barındıran yerlerden birini ziyaret ettim.

Başakşehir Living Lab

Başakşehir Living Lab Uluslararası ENOLL Federasyonu tarafından yetkilendirilen Türkiyenin ilk Living Lab’i olma özelliğini taşıyor.
İnovasyon (bir nevi mucitlik, bunu da tartışmak gerek ya) ve Teknoloji Merkezi olarak da adlandırılan bu mekan 24 saat açık! Güzel Sanatlar ile haşır neşirler böyle bir atölyenin sabahlara kadar açık olmasının ne denli önemli olduğunu belki bir tık daha fazla bilirler. Olay aslında çok basit, bir fikrim var hayata geçirmeliyim ama evde mesela 3d yazıcı yok 🙂 ya da bilgisayarım yok derseniz, yeriniz living lab. Bir nevi test sahası. Ayrıca üretilen yeni teknolojilerin showroom alanında sunulup vatandaşa deneyimine açılmış halde, şahsen gidip gördüm. İlkokul öğrencileri o sırada mekanı gezmekteydi. Annemin internete yavaş adapte olması gibi bir durumu yaşayacağımı hissettim. Çok hızlı bu çağ ama yakalarız, tutunun.

Esas önemli olan, bütçe değil mi? Hazırlayın projeyi sunun. Girişimciler tarafından üretilen her yeni teknoloji yatırımcılar tarafından incelenip desteklenebilir bir format içinde.

 

Her yer fırsat içinde gözü, kulağı açık tutalım!

10390209_665498223522454_7438116243270056292_n

Buyrun : http://www.basaksehir-livinglab.com/Living-Lab-Ana-Sayfa.aspx

Kaynak: 

Tanyelikaynak_01, U. (2004). Mimarlık dili değişirken Türkiye. Mimarlık Dergisi Boyut
Yayıncılık.

 

Reklamlar

bilişim

guncelutopya_01

güncel ütopya, Melis Baloğlu

 

Dijital Çağ’ın getirdikleriyle ütopya kavramının da çağrılış biçiminde değişiklik oldu. Mikro ütopya, iyileştirici ütopya derken konumuz güncel ütopya. Bu yazı da güncel ütopyanın ele alınacak yanı, tartışılma gerekliliği. Kavramı ortaya atan ve gündemde tutan Zaha Hadid, Greg Lynn gibi bilişim teknolojilerini kullanan mimarların da üzerinde durduğu konu bu. Güncel ütopyalar konuşulmalı, düşlenmeli ve fiziksel olarak inşa edilmese de, görselleştirilmeye çalışılmalı. Bu nedenle 3 boyutlu modelleme ve bunun için kullanılan yazılımlar ve araçlar önem kazanmakta.

FAKAT

Üretilemeyen ve bilgisayar mekanının içinde kalana, mimarlık değildir gibi bakan bakış açısının da arttığı bir dönemde şu soru akla gelmekte, fiziksel olarak ortaya konan bir bina, bilgisayar animasyonu olarak kalan 3 boyutlu bir görselden daha mı kıymetlidir?

Mimarlık sadece bina inşa edebilme düzeyine indirildiyse, bu konuda sadece yazarak fikir üretenlerin ki de mi mimarlık değil?

Ya da teknolojiye duyulan korku, bilinmeyene duyulan korku mudur?

Mimarlıkta imaj üretmek, yazın üretmekten neden daha az kıymetli olarak konuşulmaktadır?

gibi sorular konuyu okuduğum süreçte benim aklıma gelenler…

Oysa 3 boyutlu görsel üretmenin de mantığını anlamak ve ona göre anlamlandırmak gerekmekte. Sonuç üründense süreçte kullanılan mantık, dijital çağın önemli getirilerindendir. Arzu Erdem’in temellendirildikleri yaklaşımlara göre bilgisayarla mimari tasarım modelleri üzerine konuştuğu bir seminerde bu konuyu anlamak ve daha çok soru sormak mümkündür.

Şöyle ki,  temellendirildikleri yaklaşımlara göre bilgisayarla mimari tasarım modelleri;

_Matematik KökenliYaklaşımlar (1970-80ler)
İki Boyutlu Yaklaşımlar
*minimum alan kullanımı, kat planı üretimi, sirkülasyon çözümleri
_Dil Bilimsel Yaklaşımlar
Mimari elemanlar üzerinden, tekrar üretim sağlama
*birden fazla mekanı, farklı olasılıklarla çoğaltma
_Mantık Kökenli Yaklaşımlar
Fonksiyonlara göre yerleşim
*güneş gören yere mutfağı yerleştirme, manzaraya doğru binayı çevirme
_Bilgisayar Kökenli Yaklaşımlar (1990lar)
Yapay Zeka, Veritabanı kullanımı
*BIM
Genetik Algoritmalar

olarak ayrılmaktadır. (Arzu Erdem, 15.04.13, seminer notu, İTÜ Taşkışla)

Sorumu tekrarlarsam,

Mimarlıkta imaj üretmek, yazın üretmekten neden daha az kıymetli olarak konuşulmaktadır?

Doğa

 

doag_01

doğa, Melis Baloğlu

 

İnsanın doğayı anlamaya çalışma, onun gibi mükemmeli üretme ve uyum yaratma çabası en başından beri vardı. Paolo Soleri’nin Arcosanti projesi , ekoloji ve mimarlığı birleştiren deneysel bir proje olarak bu çabayı iyi yansıtan eşik noktası olarak görülebilir.

arcosanti

Paolo Soleri’nin Arcosanti projesi, Kaynak: http://www.arcosanti.org/

 

Doğa ile ütopyanın birleştiği yerde Kibbutzların varlığı bir eşik olarak görülebilir. -Kibbutz, tarıma dayalı bir yaşamın sürdüğü köylerdir.- İhtiyaç olan kadar üretim, kommün yaşamı esaslarına dayanır. Bir diğer eşik, Land Art hareketi olarak kabul edilebilir. Land Art, geleneksel sanat anlayışının dışına çıkarak sanata bakabildiği için avant-garde’dır. Müzeden “dışarı çıkabildiği” için, Gödel’in Incompleteness teoremiyle paralellikler gösterir, sisteme dışarıdan bakar.

Günümüzde bilişim teknolojileriyle birlikte doğayı anlama çabası hızlanmıştır. Bilgisayarın mimarlık eğitimine girmesi, yakın zamanda geçtiğimiz bir eşik olmakla beraber, sonuçlarının neler olacağını tahmin etmek için bu eşiğe yeterince uzaklaşmış sayılmayız. İdeal olan sistemleri üretmek adına kullanıldığında, yeni çağın ütopyalarını doğuracak algoritmaları bir elinde tutan bu teknoloji, bir yandan da tehlike içerir. İnternet ortamının, bedava sunduğu çeşitli yazılımlar sonucu erişim oldukça kolaylaşmıştır. Erişimde kolay olmanın yanı sıra, bu araçlar ya da yazılımlar kolay anlaşılıp uygulanmaya devam ettikçe mimara olan ihtiyacı ortadan kaldırmaya yardımcı olmaktadır. Ki bu, bilişim teknolojilerinin gecekondularının oluştuğu bir dünya olabilir.

kaynak_01

 

 

 

 

Kaynaklar

Kibbutz için; 
Kumar, Krishan, Utopia and Anti-Utopia in Modern Times, Utopia and Anti-Utopia in the Twentieth Century, (1987) Oxford: Basil Blackwell, s.259

Bilgisayar

 

bilgisayar_01

Bilgisayar, Melis Baloğlu

 

Bilgisayar: ham maddesi bilgi olan, bilgi işleyen araç.

Sabit bilginin yıkılmasını Barok Dönem olarak düşünürsek, bilgi bir başka evrimini de bilgisayarla gerçekleştirmeye devam etmektedir. Bilginin, güç olduğu Soğuk Savaş dönemlerinde, bilgisayar teknolojisine sahip devletler, bilginin sahibiydi. Hackerlar tam da bu duruma karşı olarak doğmuştur.

Çağımızda mimarın bir hacker gibi davranmasını iddia eden De Landa (2002), bilgisayarda ihtiyaç duyulan kodun yaratılmasının gereğinden söz eder. Bir bileşen olarak bilgisayara hükmetmek mimarın görevi olmalıdır. Bilim alanında yeterli bilgisi olan bir mimar ancak sistemi kendi tasarlayabilir.
Buna karşıt olarak, Frazer (1995), doğa ile inşa edili doğa arasındaki ilişkisinin ancak bilgisayar teknolojisi ile kurulacağını iddia ediyor. İki karşıt görüş günümüz eşiğini tanımlamakta. Bu da bilimsel bilgi ve felsefe ayrı düşünülmesi sonucunda, bilimsel bilginin daha çok kutsanması, mimarlıkta krize* neden olmakta. Mimarlığı sadece bina yapmaya indirgeyen bir kriz…

Sonuç olarak, bir software, tek bir kişinin gerçekleştiremeyeceği kadar fazla karmaşıktır, dolayısıyla ekip halinde çalışmak gerekir. (Picon, 2003, s.123) sözünden yola çıkarsak, mimarlık krizinin, kolektif çalışmanın yitimi olarak da görülebildiği günümüzde, teknolojiyi birleştirici bir güç olarak kullanmak da mimarın elindedir.

kaynak_01

 

 

 

 

Kaynaklar

De Landa, Manuel. “Deleuze and the use of Genetic Algorithm in Architecture, Architecctural Design : Contemporary Techniques in Architecture, vol. 72, no.1, London: Wiley Academy, 2002.

Frazer, John. Evolutionary Architecture. London, Architectural Association: 1995:79

Picon, Antoine, Ütopyalar Sözlüğü, 2003. Sel Yayıncılık, İstanbuls.123

The Change Book

Bu da bir başlangıçlar kitabı… Üstelik diyagramlarla, tablolarla dolu… Afiyetle buyurunuz. Hatta ben bu kitabı bedava alayım derseniz, yazanların, çizenlerin gönlü zengin!

Aşağıdaki linke tık tık :

http://rtmk.ch/free-book/

Süpermiş! Ne hakkında derseniz, değişim hakkında! Başka dünya mümkün diye bağıralım, bir yandan okuyalım, anlayalım, sorgulayalım. Kitabın sorduğu sorular şöyle;

Demokrasi doğru politik sistem mi?

Neden her şey çok karmaşık hale geldi?

Neden hep daha az zamana sahibiz? Oysa bu dijital teknolojiler hayatımızı kolaylaştırmayacak mıydı?

Dünyayı kim yönetiyor?

Hava taşımacılığı nasıl bu kadar ucuz hale geldi?

gibi günlük hayatımıza etki eden sorular değil mi?

Kitap neden cebinizden çıkmayacak peki?

Çünkü, içinde işi konusunda uzman insanların teorileri anlaşılır bir şekilde anlatılmış ve üstüne diyagramlaştırılmış.

Dizüstü bilgisayarımı fişe takabildiğim her yer evimdir!

Fotoğrafın kaynağı: http://www.flickr.com/photos/lobraumeister/4126174862/sizes/l/
Dizüstü bilgisayarımı fişe takabildiğim her yer evimdir! yazıyordu bu fotoğrafın altında. Bu durum aklıma Mitchell’in 1997’de gelecek hakkında yaptığı öngörüyü getirdi. Mitchell (1997) şöyle diyordu:

“…Bu yeni dijital çağ, ekonomik kaynakları, ekonomik kaynaklar da kamu hizmetini, sonuçta tüm bunlar da kültürel aktiviteleri ve günlük yaşam deneyimi etkileyecekler. Ancak ne olduğunu anlarsak bu değişim ve dönüşüme direnebilir, planlar yapabilir ya da tasarlayabiliriz.” 

Günlük yaşamımıza etki eden bu dönüşümü, bir ütopya mimarı olarak nasıl anlamamız gerektiği ve nasıl üretme çabası içinde olmamız gerektiği bir mimar olarak kendime sorduğum soru…  Çünkü, kağıt üzerinde çizilmeyen, bilgi ağlarından ve karşılıklı etkileşimlerinden oluşan, ideal kentlerden söz edilen 21. yy’da, mimarların, kurmakta oldukları disiplinler arası ilişkilerle birlikte, gelişen teknolojiyi kullanarak tasarım yapması beklenmektedir. Dijital Çağın ütopyasının böyle bir iletişim ürününe denebilir çünkü; değişen ve gelişen dünyada tasarım anlayışı, artık bireysel kalmaktan öte kolektif bir çabayı gerektirmektedir. Bu nedenle işbirlikçi tasarım ekseni de yazılım dünyası ile paralel olarak gelişmeye devam etmiştir.
Peki dijital çağda gelişmeler hızla sürerken, mimarlık neden değişime ayak uydurmak istememektedir? Ya da yavaş adapte olmaktadır. Meslek çok dinamik gözükse de bakış açısının biraz daha geleneksel kaldığı doğru mudur? Sonuçta tasarlayacağımız mekanlar, dizüstü bilgisayarlarına fiş arayanlar için…

 

Okusam bir derseniz: Mitchell, J. (1996). City of Bits, Space, Place, and the Infobahn, The MIT Press, s. 22

Tepki Mimarlığı Üretmek

D-Tower, NOX
kullanıcı-kullanıcı // kullanıcı-mesaj etkileşimi
Dijital araçların, analog olanlardan farklı olarak, en önemli özelliklerinden biri, pek çok şeyi, işlenebilir veri olarak bize geri sunmasıdır. Örneğin, hız kavramını düşünecek olursak, hız radarla (araç) ölçüldükten sonra aldığı sayısal değerle (90 km/h) kullanılabilir/işlenebilir bir veri haline gelir. İnternet de, çağımızda pek çok sözel veriyi, kullanıcı- kullanıcı ilişkisi üzerinden, kendi ortamına aktarır.
 
Bu durumun ilginç örneklerinden biri, D-Tower’dır. NOX tarafından tasarlanan D-Tower bir web sitesine bağlıdır ve insanlar istedikleri zaman bu siteye girip anket doldurabilirler. Bu anket, nefret, sevgi, mutluluk ve korku gibi duyguları site ortamına aktarır. Bu duygular yeşil, kırmızı, mavi ve sarı renkleriyle kodlanmıştır ve kulenin lambaları bu renklerle yanmaktadır. Şehre doğru araba süren biri bu kuleye bakarak o günkü şehrin ruh halini okuyabilir. 

İnternet bir araç olarak, bir şehirde yaşayan pek çok insana hitap etmektedir. Peki bu bireylerin kendi ruh hallerini kodlama durumu sonucunda ortaya çıkan kolektif ruh halini okumak bize ne kazandırır? Durum, kişiden kişiye pek tabi değişim gösterir. Örneğin D-Tower’ı gören bir belediye başkanıysa ve D-Tower kırmızı olmuş ise, bu o gün halkın nefret duyduğuna dair bir işarettir. Bu durum, mimarlığın bir araç olarak, “duygusal tepki” vermekte kullanılmasına dair uygulanmış bir örnektir. Bu örnekte, D-Tower, her gün gerçekleşen bir seçim ortamı olarak görülebilir. O gün yaşanan, nefretin nedenini şehirdeki bir aksaklık olarak görülebileceği gibi, sadece havanın bulutlu olması da olabilir. Otoritelere mesaj verme kaygısı taşıdığını düşünmesem de, D-Tower gibi bir örnek, içinde bulunduğumuz Türkiye koşullarında pek çok yerde, renkleriyle tepki unsuru olabilir. 
Son Söz: Mimarlık sadece barındırmaz, arındırır. Dijital Çağ’da, mimarlığın üreteceği ütopya örneği de, kolektif ruhun mesajlarına araçlık edebilmelidir. 

think design. print design.

by melisbaloglu

is there any difference between making a salad and making a salad bowl?
no.
ı do not exaggerate.
check this website; http://3dprintingindustry.com/

alternatif gelecek

 

“İnsan alet/araç kullanan bir hayvandır… Aletsiz/araçsız hiçbir şeydir, aletleriyle/ araçlarıyla ise her şey.” Thomas Carlyle

İçinde bulunduğumuz çağ, makinelerle iletişimimizin gitgide arttığı, teknolojinin, zarar veren, dünya savaşlarından kalma imgesinin yok olduğu bir çağa doğru evrilmektedir. Sosyal iletişimin bir ekran aracılığıyla gerçekleştiği bu dönemi yakalamak, hızına ayak uydurmak neredeyse imkansız. Sanatçı  Kim Dong-Kyu‘un klasik resimlere “yerleştirdiği” akıllı telefonlar, tabletler aslında başta bizleri güldürse de, onları cebimizde ve çantamızda taşıdığımız gerçeğini değiştirmiyor. Pek çok kişiden daha fazla “seyrettiğimiz” bu araçlar sayesinde bir yandan bilgiye ulaşmak haddinden fazla kolaylaşıyor. Bu küçük ama “akıllı” araçlar bizi başka bir gerçekliğe doğru götürüyor.
Oysa 1997 yılında Garry Kasparov’un satrancı, Deep Blue adlı bilgisayarın karşısında kaybetmesi sonucunda söylediği de bizim alternatif geleceğimize taşınabilecek bir sözdür. Kasparov, bilgisayarın insani yeteneğinden etkilendiğini belirtirken aslında bir yandan makineyi insanlaştırırken, onlarla dostane ilişkilerimizin temelini atmıştır.
Gelecek Senaryosunda insan ya da cyborg (!)’un hali
Akıllı telefonun ele yapıştığı, kolun bir uzantısı olduğu
Dizüstü bilgisayarını gözde taşıyan kafa (ki zaten yapıldı)
Biraz ruhsuz, yorgun ve tek tip
Ya da yeni bir dünya yaratmış, yemeğini 3d yazıcı hazırlıyor
Küçük parmağı evrime yenik düşmüş
Daha neler neler!
 
Son söz: Anneannemin ördüğü danteli 4d yazıcı yapmıyor mu kuzum? Çok acayip bir yere gidiyoruz. Tutunun. Herhangi bir şeye. 
%d blogcu bunu beğendi: