Etiket bilgi

bilgiye erişim üzerine

pictogram03_1

bilgi sonra bir bulutta toplanır, ama nasıl?, diyagram melisbaloglu

Bilgiye erişim şekli, internetin varlığından bu yana değişime uğramıştır. Kitaplar bilgiyi aktaran önemli kaynaklar olsa dahi, hızla değişen dünyada, güncel konular hakkında tartışmak için kullanılması gereken araçlar da değişmiştir. Sonuçta yakalanması gereken zaman olunca, ayak uydurmayan pek çok şeyin geride kaldığı günümüzde, zamanın ölçülebilirliği ile akıllara ne kadar sorusu gelmektedir.

Örneğin, bir politikacı için seçim süresinde bir hafta bile önemli olabilirken, kimi türlerin dünyadan kaybolması yüz ile bin yıl arasında olabilmektedir. (Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak ya mevzu hep oraya bağlanmak istiyor aslında ya neyse, esas konu…) Mimarlığı ilgilendiren pek çok kavramın değişimini okumak için, bin ya da bir yıl gibi zaman dilimlerinden ise, güncel hayatı etkileyen teknolojik gelişmeler ve sonucundaki ekonomik dalgalanmalar ile oluşan zaman dilimlerini okumak anlamlı olmaktadır. 5. Kondratieff döngüsü olarak adlandırılan ve Bilgi Devrimi ile başlayan 2000’lerin, bilgi teknolojilerindeki gelişim sonucu oluşan bilgi toplumunu ve yaşadığı kriz sonucunda girilen 6. Kondratieff döngüsü içinde bulunduğumuz zamanı ve geleceği içermektedir. Bu döngünün biyoteknoloji, sağlık, genetik alandaki gelişimini öngördüğümüz bir dönemde, mimarlığı bu alanlarda bilgi sahibi tutmak, güncel ütopya üretebilme bilgisine ulaştırmak ve bilgiyi görünür hale getirmek mimarın Dijital Çağ’da yüklendiği misyonlardan biri olarak görülmektedir. (Çok yükleniyorlar mimarlara çok)

KONDRATİEFF DONGUSU_som

KONDRATİEFF DONGUSU, Krogerus, M., Tschappeler, R., (2012a)’den uyarlanmıştır.

 

E! Bilgiyi erişilebilir kılmak için elimde internet var!

İnternet sayesinde pek çok fikrin serbestçe paylaşılabilmesinden yararlanmak ve toplum ile hareket edebilmek artık mimarın kaçınılmaz rollerinden biri gibi görülmektedir. Fikrin absürdlüğüne karar verenin olmadığı internet ortamında, fikri gören herkesin hayal edebilmeye başlaması bir anlamda sanal komşular edinmesi olarak görülebilir. Güncel ütopyaların herkese hitap etmesi özelliği de sanal komşuluk ile inşa edilebilir gözükmektedir. Sanal komşuluk, insanın hayal gücünün tıkandığı noktaların aslında başkalarının beslemesiyle tekrar açılmasına izin verdiği bir sistem gibi düşünüldüğünde hepimizi güçlendirebilir. Bilgi üzerine bilginin inşa edilip, dijital araçlarla saklanabildiği çağımızda, bir başkasının bizimle paralel düşünebildiği bir sistemde rastgeleliğin de yardımına güvenerek, karmaşık görülen kavramlar arası ilişkilerin aslında aynı dilden türediğini görmek artık mümkün görünmektedir.

Tarihi çok eskilere dayanmayan internetin, nelere kaynaklık edebileceği ve potansiyelleri hakkında yapılan araştırmalar sürse de, ütopyacı düşüncelerin konumlanacağı bu mekanın ve içerdiği bilginin ne denli büyük bir deney olabileceği henüz ortaya çıkmamıştır. (çok güncel ve gelişmeye açık yani iştah açıcı) Yaşama şeklimizi değiştiren internetin, pek çok toplumsal ayaklanmaya yardımcı olduğu görülen çağımızda, mimarların da yaşadığı krizleri çözmek ve seslerini duyurmak için bu aracı kullanması bir yol olarak görülebilir. (Sen de bağır mimar, aç bir blog!) Bu nedenle ütopyacı düşünen mimarların da internet kullanımını; blog yazmak, kendi internet sitelerini oluşturmak gibi amaçlarla mevcut duruma izinsiz müdahalesi (hack) önemsenen bir sonuçtur. Bu bağlamda mimarın bir bilgisayar korsanı gibi davranması anlamlı hale gelmektedir. Bilgisayar korsanının bilgiye erişme arzusu ve onu yayma, adapte etme ve halka açma çabası, mimar için de bilgi kullanma alanında örnek alması gereken bir davranış biçimi olmalıdır, dedim. 

Reklamlar

Ya … ise? // What if?

government_power_by_eal555-d784eh2

Devletin gözü üzerine, BB (Büyük Birader) bizi izliyor, Kaynak: http://odditiesbyernie.deviantart.com/art/Government-Power-436905542

 

Hayal edenlerin, inşa edenlere ihtiyacı var, onların fikirlerini  alıp pratik bir şekilde gerçek dünyaya adapte edebilmeleri için. İnşa edenlerin de hayal edenlere ihtiyacı var yeni ve bambaşka bir şey için. 

Seçimler geldi geçti, sokaklara dökülmeye devam edilen bayramlarımız, kutlamalarımız olmaya devam ediyor.(Bu arada Türkiye’den bahsediyorum.) Hepimizin konulara aşina olduğu bu dönemde hileler, kediler, kuşlar hakkında dolaylı yoldan konuşmayı tercih etmek şahsi kararım. Bazen başka türlüsünü düşünmek için belirgin örnek ve isimlerden kaçmak gerekir. Maksat biraz algımız açılsın.

Neyse siz konuyu biliyorsunuz 😉

Benim derdim bu yazıda ütopya hakkında konuşmak.(gene) Mimari ütopyalardan bahsetmek için disiplinlerarası çalışmak gerektiğini savunduğum bir dünyaya giriş yaptım… Herkeslere soruyorum, senin bildiklerin neler diye? Bu sefer pek şahane hukuk okumuş, kafası zehir gibi çalışan -ama her şeye çalışan- bir dostuma gittim. (Kimi insanların isimlerinin önüne ön ek koymak zordur, sadece avukat olmayan arkadaşıma o nedenle böyle uzun bir giriş yaptım.) Pınar Özütemiz‘e derdimi anlatan bir metin yazdım. Sordum ettim. Bilgisini sömürdüm, buyurun siz de sömürün.

Derdim ne benim?

İçinde bulunduğumuz dominant sistem aslında biz istediğimiz için değil, başka alternatif olmadığı için baskın. Güncel ütopyalar da, “ya böyle olursa?” sorusunu soracak bir öneri, fikir ya da kaos yarattıkları için değerli ve konuşulması gereken konu çünkü kaosun ortaya attığı potansiyel her fikir, eyleme dönüşebilir. Güncel ütopyalar dediğim konu, More’un ütopyasını diriltmek ya da nostaljik fikirlere kapılıp saplanmak kesinlikle olmamakla beraber, alternatif bir vizyon arayışı. Çünkü doğaya dönüp yaşayalım dersek bile, ki böyle mimari ütopyalar yapılmaya çalışıldı 20. yy’da -ekolojik ütopyalar- teknoloji her alanda bu kadar ilerlerken ve bir yandan doğaya çöplüğünü bırakırken, dünya nüfusu hızla artarken, elimize akıllı telefonları almışken, kırlara dönmek, biraz nostaljik bir fikir. Bir de II. Dünya Savaşı sonrası-sırasında toplumlara ütopya diye yaşatılan Sovyet Rusya’da Komünizm, Almanya’da Hitler’in safi ırk yaratma çabası… İnsanları ütopya fikrinden korkutan ütopyalar… Çünkü totaliter. Savaşlar sonrası teknolojiye duyulan korku bir başka neden, her ne kadar teknolojik iyimserlik diye bir kavramdan bahsedilse de, bence benim annem hala teknolojiden korkuyor. Bir yandan Marx, ütopya fikrinin karşısında, dünyayı rahat bırakın, kendi haline diyen karşı kutup. Bunun nedeni demokraside her vatandaş söz sahibi ama ütopyalarda bir kişinin hayal gücü var ya da küçük bir grubu kurtarıyor. More’un adası mesela, izole bir mekan da bir grup insan… Bu nedenle güncel ütopyalar, topluma kapalı olamaz. Herkesin müdahalesine açık bir sistem gerektirir. Çünkü kritik etmek önemlidir. Enteresandır ki, kökü yunanca olan kritikos, yargılamak demek, krinein ise ayırmak demek. Yani elimizdekini önce parçalayıp, parçaları incelemek sonra yargılamak demek. Kritik etmek de birden fazla insana ihtiyaç duyar. Diyalog yaratır ve bu diyalog insanlar arasında sürdükçe, açık kalır ve sonsuz olur.  Kritik edilen bilgiye gelince, eskiden tek doğru olduğu savunulan bir dönemden, bundan bahsetmek kolay. Kartezyen düşünme sistemi ile düşünmüyoruz artık. Bir tane hipotez de sunmuyoruz, sorunsallarımız var, sorun değil. İçinde yaşadığımız toplumda artık entellektüel bir çevreden çok, internet ağının entellektüelliği ile alakadar. Milyonlarca web sitesi var, bu milyonlarca doğru olduğu anlamına gelebilir. Pek çok kanalın bile, CNN mesela, kullanıcının talebini belirttiği, yorum yaptığı bir sanal dünya var. Çünkü hitabettikleri kitleye sormaya mecburlar, sorduktan sonra da kendi doğru bulduklarını değiştirmeye, dönüştürmeye mecburlar.

Eh peki madem, bundan sonrası için düşünülebilecek olan nedir? 2040lar için, Sağlık sektörünün gelişimi ve asla ölmeyeceği söyleniyor. Biyoteknolojik gelişmeler sayesinde, tıpkı doğa gibi üretimler yapılabiliyor. Bu hızın engellenemeyceğini, reddetmek yerine adapte olmayı savunuyorum. Sana sorularım ya da işte konuşalım demeye getirdiğim durumlar,

Peki ütopya gibi aslında tek bir kişinin hayal gücüne dayalı, bu nedenle totaliter görünen, ama tüm toplumu kurtarmaya yönelik bir hayal nasıl aynı zamanda demokratik olabilir? Kolektif çalışma ile hayal edilebilecek yeni bir gelecek hayali kurarken, sen mesela kendi mesleğinden ne koyarsın pastaya?

Hukuğa ne zaman ihtiyacımız olmaz? Bu ne anlama gelir? Yani herkes aynı gelir düzeyinde, aynı mülke sahip, hakları aynı mesela Zamyatin’in Biz!i gibi bir ortamda hukuk nerede gereklidir? (çok mu komünist bir havaya girdim)

Demokrasiyi sorgulamak, yeni ütopyalar düşünmek için bir başlangıç olabilir mi ? Çünkü demokrasinin sunduğu oylama ile seçim ve delegasyonun varlığı, birlikte yeni bir şey düşlemeyi değil sadece seçmeyi gerektirir. Bu da tepeden inme bir yöntem olarak, herkesin hayalini kapsamaz. Buna karşı olarak işbirlikçi tasarım modeli herkesi yeni sistemin tasarımcısı olarak görür. Otoritenin ürettiği sistemleri oylamaz.

Ve Pınar sağlam ütopya tanımıyla cevap verir;

Ütopya hukuk ile ilgili, ele alınması gereken ilk fasıl bence Platon’un devleti. Burada her şey öncelikle devlet adamlarının yetiştirilmesi ile ilgili. Kısaca bahsetmek gerekirse;Platonun aile kuramına göre, çocuklar erken yaşta anne babalarının yanından devlet yönetimi tarafından ayrılırlar. Çocuklar ruhlarının uygunluğuna göre bir eğitimden geçirilmek üzere başka ailelerin yanına verilir, hayatlarının sonuna kadar anne babalarını bilmeden yaşar ve ölürler. Burada amaç, anne ve babanın şayet çocuğun ruhunun özünü anlayamaması durumunda çocuğu anne ve babanın cahilliğinden kurtarmaktır. Üç tane ruh vardır, farklı değerde. Bronz ruh, herkesin sahip olabileceği, günlük yapıp etmelere, heveslere, “dünyevi” zevklere aşırı düşkünlüğe denk gelir. Bunlar Platon’un ideal devletinde esnaf, tüccar vs. olurlar. Gümüş ruhlar, daha savaşçı ruhlardır. Bunlar hırslı, tutkulu, kendilerini ve başkalarını savunma güdüsüne sahip olan, cesaretini ve kavgalarını zevklerinin önüne koyabilen ruhlardır. Onların da devletin korunmasına hizmet etmesi gerektiği düşünülür. Savaşçı, asker vb. görevler onlara verilmelidir. En sonuncusu olarak da, altın ruhlu kişiler. Bunlar Platon’a göre saf theoria yaşamından keyif alanlardır. Onlar sürekli merak eder, bilmek ister ve bir şeyler öğretmek, ortaya koymak, araştırma yapmak isterler. Bilgelik sevgisinin peşinde koşarlar. Bunlar da devlet adamı olmakla yükümlüdürler.
Şimdi, Platon’a göre, öyle aileler olabilir ki, çocuklarının kendi ait oldukları sınıfın kavgalarını vermelerini bekleyebilirler. Mesela, çocuk altın ruhlu olsa bile, eğer gümüş ve bronz ruhlu anne babaların yanında büyüyecek olursa körelecektir, hiçbir zaman altın ruhlu bir kişi olanın nimetlerini göremeyecek, anlaşılmayacak ve engellenecektir. Dolayısıyla, devlet yoluyla çocuğu bu anne babanın yanından alıp, polis’e, yani şehir devletine en faydalı olacak biçimde yaşayabileceği ortama göre yetiştirmek bir ideal olmalıdır.
Burada şu anki güncel bilgilerimizden yola çıkarak, bir üst kurumun kimin ruhunun ne olduğunu bilemeyeceğini söylememiz mantıklı olur. Bir kurum hangi ideale göre nasıl çocuklarımızı bizden alabilir? Öte yandan, o dönemlerde erdem ve içinde yaşanılan polisin yüksek yasalarla yönetilmesi öyle mühim bir dert ki, sanırım Platon zaten böyle ideal bir devlette bu işi üstlenen kurumun da ideal kişilerden, yüksek erdemli insanlardan oluşacağını hayal etmiş, düşünmüş, ondan bunda bir sorun görmemiş olsa gerek.sonuç olarak ideal devleti ideal kılan kendi varoluşculuğunu bu açıdan gerçekleştren bireylerden oluşuyor. Bu şekilde tıkır tıkır işleyen bir devlet sistemi oluşturuluyor. Bu herkesin görev alanını bildiği ve devlet yöneticilerinin kendini bu konuda işlerini kendini adayan ve bu konuda hayatını inşaa etmiş bir kitleyi oluşturuyor.Bu vesileyle, demokrasiye sadaket son safhada, başkasını ve konumunu sorgulanma yok ve adalet kavramı işlenebilir hale getiriliyor.
Ama bu çok sağlam bir ütopya!:)
İşin demokratik  kısmına dönersek,şu an sadece seçimle gerçekleştirilebilecek çoğulcubir durum var.
Modern düşüncenin ve global eksende her şeyin standartlaştığını ele alırsan, demokratikleşme kavramı da, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne dayanıyor aslında. Bu da o demokratikleşmenin sağlam temeller üzerinde işlemesi anlamına geliyor. Burada yine o devleti oluşturan bireylerin demokrasiye olan sadakatlerini göstermesinden başlıyor.  Bu da siyasi partilerin ve de sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi ile desteklenebilir. Türkiye gibi bir ülkeyi ele alırsak; sivil elitler ve parti liderleri arasındaki uyum, ideolojik olarak siyasi uçlardan merkeze kayış ve ılımlı tavırların ortaya çıkması ile bu süreç başlayabilir.Yani hep söylenen seçmenin sandıkta verdiği oy yerine, demokratikleşmenin altında karşılıklı hoşgörü ve diğer etnik kimliklerin özgürlüklerini tanınma faslı yatar. Ama bunun için her şeyden önce karşılıklı güven olması ve bunun bir şekilde yaratılması gerekir.
Burada küreselleşme ile birlikte değişen aidiyet biçimlerinden bahsetmekte fayda olabilir. Söz gelimi modern ulus devlet ve dolayısıyla modern kapitalizmin pek çok alanda çözülmekte olduğunu görebilirsin. Söz gelimi, insanların, sermayenin, düşüncelerin, imajların, teknolojinin, ulaşımın ve iletişimin hızla ulusal sınırları aşarak küresel boyutlr kazanması o bahsi geçen etnik kimlik duvarın ortadan kalktığından bahsedilebilir. Bu Avrupa Biriğinin özellikle yapmak istediği bir ideoloji.. Ortak bir geçmiş, ortak bir söylence,anılar dizini, ulusal bir marş, ataların uğruna öldüğü bir toprak parçası, ulusal bir ekonomi ile birlikte yasal haklar ve ödev bütünü gibi unsurların yerini nasıl bir aidiyat içine kondurabilir? Öyle ki; azınlıklar, sığınmacılar, göçmenler genellikle bu hakların tamamı kendilerine verilmediği için bu ulusal bütünün parçası olarak kabul edilemezler. Bu noktada siyasal alanda yabancılaşmanın önüne geçebilecek bir bilincin sağlanması gerekir. Bu da sadece hukuk kurallarının üstünlüğünü savunalım ya da adaletin temeli mülktür gibi sığ bir ifade ile sağlanamaz. Bu anlamda dünyadaki pek çok etnik çatışma ve şiddet olayının tırmanışı yurttaşlık ve önceden belirlenmiş ulusal kimlik arasındaki ilişkinin nedeni olarak  ön plandadır. işte bunun önüne geçmek adına farklılıkların birlikteliği ortaya konmalıdır. O da bugünki konjonktürde ancak anayasal düzenlemelerle oluşabilir. Bu anayasal sürecin içine ise toplumun farklı kesimlerini ele almak ve onları karar vermeekanizmasının içine oturtmak gerekir.
Bu anlamda internetin ve bilginin erişimi korkunç bir güzelliğin ortaya çıkışını sağlayabilir, diğer kimsenin görüşlerini anlamaya çalışmak ve bu anlamda fanatikleşmenin önüne geçilebilir. Gezi parkı misali bir siyasi atölye sağlanır. Bu bilincin eğitim kurumlarında yer alması ise kaçınılmaz ama dediğim gibi bu ortak tarih, din ve diğer ulusal “idea”dan çıkartılarak yapılabilir. Bu da ne yazık ki o kültüre sahip bireylerin yetişmesi ile olabilir..Burada şehirleşme kavramı önem kazanır.  Plato’nun ideal devletindeki kişilerin yetişimi bu anlamda önemli ve bir o kadar da ütopiktir işte.
Bu diyalog aklıma İyi Devlet / Kötü Devlet alegorisini getirdi. Tetikleyici ve akıl açıcı diyalog için teşekkürler Pınar! İyi/ Kötü Devlet üzerine de yazacağız bakalım… Bir bakayım derseniz http://en.wikipedia.org/wiki/The_Allegory_of_Good_and_Bad_Government
kaynak_01
Kaynaklar
Adalet fikrinin şiddeti ve bunun meşru zemini:
Demokrasinin alt yapısı için;
American Civil Liberties Union (http://www.aclu.org). An organization
that follows an approach to ethics and politics similar to John Stuart Mill’s
theory, emphasizing individualism.
American Center for Law and Justice (http://www.aclj.org). An organization
that follows an approach to ethics and politics similar to fundamentalist
theory, emphasizing traditional Christian morality.
Revolutionary Association of the Women of Afghanistan (RAWA) (http://
www.rawa.org). Updates, news, and background on RAWA’s opposition to
Taliban fundamentalist politics.
The Official Website of Kurt Vonnegut (http://www.vonnegut.com). Biography,
discussion, and news relating to Kurt Vonnegut.

internet

internet_01

internet, Melis Baloğlu

 

İnternet, ağ halinde yayılmış bir bilgi yumağı olarak düşünülebilir. Önceleri birkaç üniversite ve Bell ve Xerok Park laboratuvarlarında kullanılan ve sınırlı bir kitleye hizmet veren internet, daha sonra kullanıcı dostu kişisel bilgisayarların gelişmesiyle, bu hiyerarşiyi kırdı. Buna yardımcı olan amatör hackerlerın da payını yadsımamak gerekir. Bilginin herkes tarafından erişilebilen olmasını sağlamışlardır.

Internetin, mimarlıkta bir ütopya aracı olabileceği konusu fiziksel taşımacılık üzerinden tartışılabilir. Fiziksel taşınmanın, internet ağı üzerinden oluşumu sayesinde, hem taşımacılığın hacmi azaltılır hem de şehirsel kirlenme engellenebilir. Picon’un (2003) da değindiği gibi, ütopya ile kent arasındaki bağ artık kağıt üzerinde değil de enformasyonlar ağı üzerinden kurulmaktadır.

kaynak_01

 

 

 

 

Kaynaklar 

Arzu Erdem’in 15.04.13 seminer notu, İTÜ Taşkışla

Bouchet, Thomas, Picon, Antoine, Riot-Sarcey, Michele, Ütopyalar Sözlüğü (2003) Sel Yayıncılık, İstanbul

hayal gücü

hayalgucu_01

hayal gücü, Melis Baloğlu

 

Hayal gücü ütopyaların yakıtıdır!!! 

Nedir bu hayalgücü? Bilgiden önemli mi?

Einstein’ın Görelilik Kuramı’nın -zaman ve mekanın göreceli olduğu- Newton’un fiziğine kattığı gelişmeler sonucu, hayal etmenin, bilgiden daha kıymetli olduğu iddiası gündeme gelmiştir. Hayal gücünü tüm bu gelişmelerin yaşandığı atmosferde tetikleyen bir diğer kuram Gödel’in “Eksiklik Teoremi” (Incompleteness Theory) dir. Sistemin hep eksikli olduğunu ve sistemin içinde bulunarak, sistemi açıklamanın mümkün olmadığını, dışarıdan bakılması gerektiğini vurgular.

Kavramsal Sanatın da bir Eksiklik Teoremi eseri olduğu, bu bağlamda Land Art hareketinin bir eşik olduğu düşünülebilir.

“Bundan böyle kentleri ben anlatacağım sana,” dedi Han. “Bunlar gerçekten var mı, sen de onu araştıracaksın yolculuklarında.” (Calvino, 2009, s.113) Tıpkı Calvino’nun da kitabında yazdığı gibi yolculuklar ve yollar mimarlığın hammadesi olarak görülebilir. Bu yolculuk günümüz mimarlığında, tasarım süreci olarak adlandırılabilir.

Ulaşılan sonuçtan çok, süreç yolculuğunun öneminin kavrandığı günümüzde, kritik soru,

Sanallaşan mekanda hayal gücümün rolü ne? ‘dir.

kaynak_01

 

 

 

 

Kaynaklar: 

Smullyan, Raymond M. (1992) Godel’s Incompleteness Theorems, Oxford University Press, USA

I. Calvino, Görünmez Kentler, çev. I. Saatçıoğlu, (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2009)

Bilgisayar

 

bilgisayar_01

Bilgisayar, Melis Baloğlu

 

Bilgisayar: ham maddesi bilgi olan, bilgi işleyen araç.

Sabit bilginin yıkılmasını Barok Dönem olarak düşünürsek, bilgi bir başka evrimini de bilgisayarla gerçekleştirmeye devam etmektedir. Bilginin, güç olduğu Soğuk Savaş dönemlerinde, bilgisayar teknolojisine sahip devletler, bilginin sahibiydi. Hackerlar tam da bu duruma karşı olarak doğmuştur.

Çağımızda mimarın bir hacker gibi davranmasını iddia eden De Landa (2002), bilgisayarda ihtiyaç duyulan kodun yaratılmasının gereğinden söz eder. Bir bileşen olarak bilgisayara hükmetmek mimarın görevi olmalıdır. Bilim alanında yeterli bilgisi olan bir mimar ancak sistemi kendi tasarlayabilir.
Buna karşıt olarak, Frazer (1995), doğa ile inşa edili doğa arasındaki ilişkisinin ancak bilgisayar teknolojisi ile kurulacağını iddia ediyor. İki karşıt görüş günümüz eşiğini tanımlamakta. Bu da bilimsel bilgi ve felsefe ayrı düşünülmesi sonucunda, bilimsel bilginin daha çok kutsanması, mimarlıkta krize* neden olmakta. Mimarlığı sadece bina yapmaya indirgeyen bir kriz…

Sonuç olarak, bir software, tek bir kişinin gerçekleştiremeyeceği kadar fazla karmaşıktır, dolayısıyla ekip halinde çalışmak gerekir. (Picon, 2003, s.123) sözünden yola çıkarsak, mimarlık krizinin, kolektif çalışmanın yitimi olarak da görülebildiği günümüzde, teknolojiyi birleştirici bir güç olarak kullanmak da mimarın elindedir.

kaynak_01

 

 

 

 

Kaynaklar

De Landa, Manuel. “Deleuze and the use of Genetic Algorithm in Architecture, Architecctural Design : Contemporary Techniques in Architecture, vol. 72, no.1, London: Wiley Academy, 2002.

Frazer, John. Evolutionary Architecture. London, Architectural Association: 1995:79

Picon, Antoine, Ütopyalar Sözlüğü, 2003. Sel Yayıncılık, İstanbuls.123

ütopyacı düşler SALT’ı basmış!

Üyelerinin vesikalıkları !
dün SALT’a uğrayayım dedim, konu tabi ki ilgimi çekti // mevzu ütopyacı düşünen insanların işleri olunca ve 40 sene önce düşlenince merakla gezdim.
Global Tools
multidisipliner
deneysel
ütopyacı düşünen
bireysel yaratıcılığı destekleyen
kurumsal çerçevenin dışında
bir eğitim programıdır.

Farklı bir toplumsal gerçekliği düşlemek nasıl mümkündür?
Bireye kendi için öğrenmesi ve öğrenmenin bitmeyeceğini anlatan eğitim sistemi nasıl kurulur?
Eğitim kurumlarının deneysel çalışacakları atölyeleri nerelerdir?
Bunlara cevabım günümüzde fablab ve hackerspace kültürünün işlendiği ortamlar. Global Tools’un deneyimlediklerini bugün, 2014’te nerede yaşarım derseniz, İstanbul’da bildiğim bir yer İstanbul Hacker Space diğeri Atölye İstanbul… dahasını bilen?

herkese bir adet?

wear your mask

Tarihi döngüsünde incelendiğinde, ütopya, çatışmalara, savaşlara neden olan memnuniyetsizlikler ve buhranlar sonucu ortaya çıktığı için, Türkiye’de içinde bulunduğumuz, toplumun memnuniyetsizliklerini kitle iletişim araçları ile haberleşip, sokağa çıkarak belirttiği bu dönem, güncel ütopyaları tartışmak adına iyi bir zemin hazırlamaktadır çünkü bilgiye erişimde meydana gelen gelişmeleri sağlayan kitle iletişim araçları, inanılmaz bir şekilde gelişmekte ve yaygınlaşmakta olduğundan, dünyamızın artık eriyerek bilgiye dönüşmektedir. Enformasyon ağlarından oluşan bu yeni dünyada bilginin aktarımı kolay ve hızlı olmaktadır. 

Tepki Mimarlığı Üretmek

D-Tower, NOX
kullanıcı-kullanıcı // kullanıcı-mesaj etkileşimi
Dijital araçların, analog olanlardan farklı olarak, en önemli özelliklerinden biri, pek çok şeyi, işlenebilir veri olarak bize geri sunmasıdır. Örneğin, hız kavramını düşünecek olursak, hız radarla (araç) ölçüldükten sonra aldığı sayısal değerle (90 km/h) kullanılabilir/işlenebilir bir veri haline gelir. İnternet de, çağımızda pek çok sözel veriyi, kullanıcı- kullanıcı ilişkisi üzerinden, kendi ortamına aktarır.
 
Bu durumun ilginç örneklerinden biri, D-Tower’dır. NOX tarafından tasarlanan D-Tower bir web sitesine bağlıdır ve insanlar istedikleri zaman bu siteye girip anket doldurabilirler. Bu anket, nefret, sevgi, mutluluk ve korku gibi duyguları site ortamına aktarır. Bu duygular yeşil, kırmızı, mavi ve sarı renkleriyle kodlanmıştır ve kulenin lambaları bu renklerle yanmaktadır. Şehre doğru araba süren biri bu kuleye bakarak o günkü şehrin ruh halini okuyabilir. 

İnternet bir araç olarak, bir şehirde yaşayan pek çok insana hitap etmektedir. Peki bu bireylerin kendi ruh hallerini kodlama durumu sonucunda ortaya çıkan kolektif ruh halini okumak bize ne kazandırır? Durum, kişiden kişiye pek tabi değişim gösterir. Örneğin D-Tower’ı gören bir belediye başkanıysa ve D-Tower kırmızı olmuş ise, bu o gün halkın nefret duyduğuna dair bir işarettir. Bu durum, mimarlığın bir araç olarak, “duygusal tepki” vermekte kullanılmasına dair uygulanmış bir örnektir. Bu örnekte, D-Tower, her gün gerçekleşen bir seçim ortamı olarak görülebilir. O gün yaşanan, nefretin nedenini şehirdeki bir aksaklık olarak görülebileceği gibi, sadece havanın bulutlu olması da olabilir. Otoritelere mesaj verme kaygısı taşıdığını düşünmesem de, D-Tower gibi bir örnek, içinde bulunduğumuz Türkiye koşullarında pek çok yerde, renkleriyle tepki unsuru olabilir. 
Son Söz: Mimarlık sadece barındırmaz, arındırır. Dijital Çağ’da, mimarlığın üreteceği ütopya örneği de, kolektif ruhun mesajlarına araçlık edebilmelidir. 
%d blogcu bunu beğendi: