Yabancılaşma… Kendine, topluma, dünyaya…

“Aldous Huxley’ in Yeni Dünya’sındaki gibi bazen tanımlanan dünya bir ütopya olarak gözükebilir, fakat bu ironik bir ütopya… İnsanlık sağlıklı, teknolojik açıdan gelişmiş, savaşlar ve yoksulluklar yok edilmiş; tüm ırkların eşit olduğu ve herkesin mutlu olduğu bir dünya… Fakat, tüm bu gelişmeler birey için çok önemli olan birçok değerin yok edilmesi, kaldırılması ile başarılmıştır; aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat, din ve felsefe…”

Şu yaşadığımız dönemde, ülkemiz teknolojik açıdan yeteri kadar gelişmiş değildir, savaşlar ve yoksulluk birkaç sokak ötede kurulan saraylara rağmen devam etmekte, hatta belkide bu yüzden gün geçtikçe artmakta… Birey olarak gelişmemiz ve özgürleşmemiz gerekirken; insanlar özellikle yoksul ve eğitiminden uzak bırakılmakta… Dünyada ise, teknolojik olarak daha çok gelişen devletler, gizlice savaşları desteklemekte… Kimse mutlu değil. Ayrıca, birçok değer de yok olmak üzere, saygı, sevgi, aile, özel hayat…

Bu distopik bir roman kurgusu değildir. Gerçektir!

Peki, eğer Yeni Dünya’daki gibi bir dünyamız olsaydı? Farklı mı olurdu? Her şekilde de değerlerini kaybeden bir toplum… Neden böyle olmak zorunda? Neden, yıllar geçtikçe kendine ve başkalarına yabancılaşan bireylerle dolu bir toplum haline geldik, geliyoruz? Belkide bu ileride kurulmak istenen düzenleri daha kolay gerçekleştirmek için yapılan stratejilerden biridir; belkide en önemlisi: İnsanı önce kendine, sonra dışarıya yabancılaştırma.

Peki, bize bunları düşündüren ne? İşte bu kitap:660110

Nagazaki’nin banliyösünde yalnız yaşayan Shimura-san’ın düzenli hayatı bir gün tuhaf bir biçimde değişir; evinde nesneler, esrarengiz bir şekilde yer değiştirip yiyecekler kayboluyordur. Bu bir hayaletin işi midir yoksa Shimura-san’ın sanrısı mı? Gerçek, gizlenmiş bir kamera sayesinde ortaya çıkar.

Yaşanmış bir olaydan esinlenen, Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’nü kazanmış Nagazaki, üzerine Japonya tarihinin gölgesinin düştüğü ve suçluluk, utanç, yalnızlık, pişmanlık temalarını harmanlayan küçük ancak çarpıcı bir anlatı… (Tanıtım Bülteninden)

Kitabın gerçek bir olaydan esinlenerek yazıldığını bilmek insanı ürkütüyor. Ayrıca bu olayın Japonya’da yaşanması, insani değerlere ölesiye bağlı bir toplumun bireylerinin de, kendi hayatlarına ve çevresine ne kadar yabancılaşabileceğini ve birey olarak ne kadar yalnız kaldığını bize gösteriyor…

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: