küçük prens

C360_2014-12-14-20-53-26-315610x225xSaint-Exupery-Antoine-de-in-the-cocpit-of-his-Caudron-C.630-Simoun-F-ANRY.jpg.pagespeed.ic.SNd4Bn35uh

Saint Exupéry, Kaynak: http://www.thisdayinaviation.com

Jean ve Marie Saint-Exupéry Fransa’nın güneyine yeni taşınmışlardı. Taşındıkları ova lavanta kokuyormuş gibi düşünün siz. Rivayete göre Jean, soylu bir aileden gelen yakışıklı bir adam, Marie de eşine güzel bakan bir yol arkadaşı idi. Ne güzel çift yakıştırılması yapılan ikililerden hani… 1900 yılının Temmuz sıcağında, benim kahramanımın yaratıcısı, Antoine de Saint Exupéry doğuyor hem de Lyon gibi güzellemeli bir şehirde. Her şey bu kadar güzel gitseydi, hayaller ve masallar olur muydu ben bilemem ama Antoine’ın da üzüldüğü bir dönem başlıyor hem de 1904 yılında. Jean’ın ölümü, Marie’nin bakışlarına hüzün katsa da, teyzesine doğru çıktığı yolculuk sonrası yaşananlar, bizim Küçük Prens’i okumamıza neden olan sürecin ta en başıydı.

Yeşil parkların içindeki taş yığınlarının dev şatolar olduğu, parlayan güneş ışığı altında oynayan Antoine için mutluluk taşlarla, çimenle, güneş ışığıyla konuşabilmekti. Çocuk aklı deyip geçmeyin, umarım doğanın yarattığı her şey karşısında hala diliniz tutuluyordur! Ve umarım farklı farklı binlerce ağaç yaprağı olduğunun farkındasınızdır. Ve onların renklerinin, dokularının …

Neyse, o sırada Marie, Antoine’a müzik ve edebiyat ile besin üretiyordu. Biraz da mutlulukla büyütülen çocuk ve annenin adanmışlık örneği düşünün… O sırada çocuğun düşleri tepesinde uçuşan uçakların birinde olmaktı. Uçmak hayalini kurmayan oldu mu? Şahsen yaklaşık 40 dakikalık bir yamaç paraşütü macerasından sonra, Antoine’ı çok iyi anlıyorum. Üstelik onun hayalleri ve heyecanları henüz uçmadan aklında dolanıp duruyormuş, ne şans!

Hayal etmek ve başarmak ile ilgili o klasik cümleyi hatırladığınızı umarak, Antoine’nın 1912 yılında o uçaklardan birine bindiğini okudum. Bulutların üzerinde kayarken ve güneş ışığı hafiften gözünü ve aklını kamaştırırken, yer çekimini unuttu. Korkularını unuttu. Ve muhtemelen tutkularını serbest bıraktı. Küçük prensin doğumunu hissediyorsunuz değil mi? Ne hissettiğini bilemeyiz, belki bizi de ilgilendirmez ama en son duyduğum bisikletine kanat taktığıydı.

 

Sene 1918. Birinci Dünya Savaşı, bisikletine kanat takan adamı ne eder düşündünüz mü? İnsanlar kırılırken, bombaların gürültüsü ve harabeler içinde kalmak, Antoine’ı gerçeklerle yüzleştirdi. Çözümü gene uçmakta buldu. Hava birliğinin deneme pilotuydu. Yıkılan dünyadan uçarak kaçmayı düşleyen bir adam, düşman sahalarında patlayarak yere düşen uçakları izledi. Gökyüzünün uçsuz bucaklığında kaçmak en mantıklısıydı. Pilotluk diplomasını alarak başladığı hayallerine, orduda devam etti. Uçabilmenin tek yolu orduda olmaktı. Teğmen olmuştu. Hani şu bisikletine kanat takan çocuk. Sevilmek isteyen ve sinirden yalnız başına kaldığında bağıran/çıldıran bu adamın kaçış planı işlemeye başlamıştı.

Artık o yalnız adamı bırakıp, yazı yazmak isteyen adama kulak vermenin zamanı gelmişti. Bu da annesinin yanından ayrılıp Louisiana Oteli’ndeki küçük odasına yerleştirmeyi gerektiriyordu. Doğduğu topraklarla arasındaki ilişkiyi koparıp uçmanın gene tam vaktiydi. Gökyüzünden evini ördüğü zamanlar başlıyordu. -Yaşasın Küçük Prens!-

Savaş sonrası bir kiremit fabrikasında müdürdü. -Ne?- Arada gökyüzünden yere de indi, e hayat… Her gün önündeki 128706 kiremiti sayan 17 işçinin başında  dikildi. 4 m2’lik odasında 22 kez duvardan duvara yürüdü. Paraları topladı, çarptı, ne kadar kar ettik sorusunun cevabını buldu. Her gün kendine acıdı yazıyor, bundan daha fazlasını yaptığına eminim. Yere bağlanmak için evlenmeyi düşünmüş bir de. Ruhu uçan adam için olacak şey mi?

Neyse ki, Toulouse-Dakar hattında pilotluk etmeye başlamış. Kaynaklar onun dakik, sert ve sessiz olduğunu yazar. Fakat biz onun Küçük Prens’i yazdığını biliriz. Sert mi, neye göre?

Yere indiği anlarda pilotluk maceralarını anlatan Pilot romanını yazdı, 1926 yılında basıldı.

1927 yılında Cape Juby’de keşif pilotu olarak görevlendirildi. Ne heyecan! Cape Juby, Casablanca ve Dakar arasında İspanyollara ait bölgelerden biri ve Fransızların üs kurması yasak. Saint Exupéry oradaydı. Gerekli anlarda yardım etmek üzere, küçük kulübesinde, daktilosu, kahvesi ve kendi ile.

Asıl görevi kayıp uçakları bulmaktı. Günler süren arayışlar, parçalanmış uçaklar ve yanık bedenlerin keşfi ile geçiyordu. Toprağa düşen her şey yok oluyordu ona göre. Belli ki bu durumdan ve ölüm korkusundan kaçmanın yolunu uçarak bulması oldukça anlamlıydı. 18 aylık çölde geçen bu görevi bittiğinde, eski bir dosta veda eder gibi gitmiş…

Yıl 1929. Arjantin Posta servisinde hava postacılığı yapıyor. İyi de neden postaları denetlesin, o uçmak istiyor. Pek tabi uçmaya da devam ediyordu. Sanmayın iyi bir pilottu. Gördüğü gündüz düşleri onu iyi bir pilot yapmadı. İyi bir yazar yaptı, benim için.  Şöyle diyor ” ah bu bulutlar!  Hep beni yanıltıyorlar. Bazen bir kuzu olduklarını zannedip saymaya başlıyorum, gözkapaklarım gözlerimi örtüyor ansızın.”

Yıl 1934. Yeniden Casablanca- Dakar arası uçuş yaparken, geçirdiği bir kaza sonucu bir süre ayakları yere basar. -Hep o kuzu bulutlar yüzünden, bildik bildik-

Simoun! Yeni hızlı uçağını adı. Paris ve Saygon arası uçuş denemesi yaparken geçirdiği kaza sonucu, çölde kaldı. Susuz. Kim bilir neler gördü, belki küçük prensi… Simoun uçacak gibi değildi. Gazeteci oldu, İspanya İç Savaşını görünce yaşadığı dehşet sonucu kaçtı. Bu sefer okyanusu geçecekti, New York’tan havalandı, geçirdiği kaza sonucu iyileşmesi aylar sürdü.

7ae7f225cf4302d34ec8dafd7dbac882

Öz, göz ile görülmez, kalp ile iç-görülür.

 

İkinci Dünya Savaşı. Çevresinde konuşacak insan kalmadığı dönem. Savaş için uçmayı reddetti, Fransız hükümeti onu Amerika’ya keşif uçuşlarına gönderdi. Uçmaya korkulan rotalarda görev aldı. Küçük Prens işte bu dönem, uzak kaldığı hayallerinin, ölen arkadaşlarının ve sendeleyen uçağının kitabı oldu.

31 Temmuz 1944’te Amerikan Hava Sahası’ndan ayrıldı. Kaynaklar uçağının bir Alman uçağı tarafından…

Kime ne kaynaklardan. Ne uçağını bulabildik ne kendini der kaynak. Biz bunu esas alarak sonunu bu yazıda bambaşka bitirebiliriz.

Benim sonumun başlangıcı şöyle,  öyle bir hıza ulaştı ki uçağı, olası zaman eridi ve Asteroid B12’ye ulaşmayı başardı.

…ve her büyük çocuk Küçük Prens’i açıp baktığında, uçmaya devam ediyor! 🙂

Bu da mutluluk sebebi fragman, heyecanla beklemedeyiz!

kaynak_01

K dergisi, 16 Şubat 2007 sayısı, Hazal Yılmaz’ın yazısı yardımı ile

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: