YIKIM

YIKIM atölyesi,                           

Yürütücüler;
Melis Baloğlu, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans
Şebnem Çakaloğulları, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans
Güliz Kabasoğlu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Mimari Tasarım Sorunları Yüksek Lisans 
 
Tut ki dünyanın sonu geliyor, ya da çoktan geldi, başka bir boşluğa gidiyoruz, nasıl etsek, ütopyamızı kursak? 
 
SON MU BAŞLANGIÇ MI?
Evreni ben mi yarattım yoksa hep birlikte bir bilgisayar simülasyonunda mı yaşıyoruz? Doğanın kanunları mı belirliyor başı ve sonu yoksa ne başı var ne sonu, dünya bir sürecin içinde mi? hızlı dönüşümlerin kaçınılmaz olduğu bugünün dünyasının yarattığı “bizce” distopik atmosferi bir kenara bırakıp ütopyamızı kurmak hayaliyle yola çıkmak istiyoruz. İki günlük bir keşif teklif ediyoruz. Herkese ihtiyacımız var.
[Amaç] İlk gün içinde toplanacak objeler tek bir kutuda toplanıp obje kullanım üzerinden yeni bir mekân inşasına gidilecek, sıradan şekilde kullanılmış ve kullanılan objelerin keşfine çıkılıp farklı yönleri keşfedilecektir.
[Çıkarım] Aslında yer ve alanın kendi başına durmasının yanında onu mekâna çeviren yaşanmışlıkların izleri bulunan şeylerde ve eşyalardadır. Atölye çalışması sırasında toplanan, mekândan ayrılan bu şeyler üzerine yeni bir mekân inşasına gideceğiz. Sınırların kararsızlığı ile eşyaların kullanımındaki kararlığı yıkıp standartların evirilmesinin peşine düşeceğiz. Yani ‘ eşya alınacak bir yer yoktu, mekân yaratılacak eşyalar vardı.’
Buyurun senaryomuz;
[Açılış]Dünya doygunluğa ulaşmıştı, gökdelenlerin en üst katından bakan adam, bulutlardan yeryüzünü göremiyordu. Gözünü yaşartan parlamalar ozon deliğinden gelen ışınlardı. Adam bir anlık körlük yaşadı ve sadece duyduklarına odaklandı. Kulağına gelen haber yeni bir yönetimden bahsediyordu ve yeni gelen yönetimle birlikte her şeyin yerle bir olacağı söyleniyordu.
[Haber Detayı] Yaşayanlara yalnızca bir hak tanınacaktı. Herkese doğduğunda nüfus cüzdanı dağıtıldığı gibi, şimdi de onlara eş boyutlarda kutular dağıtılacaktı. Kutulara koyacakları yanlarına almak istedikleri şeyler olacaktı. Bu şeyler bireyselliklerine göre pek tabi farklı olacaktı.
[Ya da]Korkulan durumda şuydu: ya herkes küresel hale gelmiş bu yerleşkede, aynı şeyleri arzular, aynı anıları yaşamış ve aynı şeyleri yanlarında almak isterlerse… Ne de olsa yanlarına aldıkları geçmişle bağlantı kurabilecekleri, şu andan söktükleri objelerdi, onlarındı, kişiseldi.
[Eylem] Habere göre, bazı stratejik kararlara yardım olması amacıyla birde ağırlık tablosu hazırlamışlardı. Ama birimi farklıydı. Bu birim ortalama dünyada en çok kavranan nesneler üzerinden belirlenmişti. Çünkü artık bu ağırlık kavramı elde tutulan, yeri değiştirilen objeler üzerinden hissedilebiliyordu. Mesela 500 gram değil de, bu 2 galaksi not 3 kadar gelir deyince herkesin o aşina olduğu ağırlık hemen canlanıyordu gözde.
[Sonuç] Bu tablo herkese verilmişti. Verilen sınırı aşanlara müsemma gösterilmeyecek, içlerinden seçim yapmaları istenip ağırlığı aşan şeyler bırakılacaktı.
[Süreç] ‘Yıkım’ çizdiği distopya atmosferi ile dünyanın sonunun geldiğine dair bir senaryo yazımı üzerinden atölye çalışmasına başladı. Daha sonra yöneticiler tarafından kurulan senaryo katılımcılar tarafından tartışılıp dönüştürüldü. Odaklanılan noktalar ‘yıkım’ ve ‘yıkımın nedenleri’ nedir. Yıkım’dan sonra ulaşılan ve katılımcılar tarafından jöle gibi esnek tarif edilen ‘yer’e ne götürülmelidir gibi başlıklar tartışıldı. (Kararlar grupta oylama ve fikre karşı grubu ikna seklinde yürüdü.)
Yeni düzen için eşyalara değil duygulara ve duyulara ihtiyaç duyulacağı kararına varıldı. Başta amaçlanan her bireyin yanına aldığı bir kutuya anılarını yaşatacağı eşyalarını alma fikri grup tartışması tarafından İPTAL EDİLDİ.
Sonsuzluğu, özgürlüğü, yaratıcılığı, saf arzulamayı, farkındalığı yanımıza almak istedik. (Sonunda özgürlüğü potansiyelin sonsuz olması olarak tanımladık.)
İnanç, umut gibi bizi bir topluluğun-sistemin parçası olmaya iten duyguları yanımıza almak istemedik.
Üretilen düzen her bireyin biricik olduğu otoritenin yok olduğu sadece temel ihtiyaçlar sayesinde toplulukların oluştuğu bir sistemdi.
Duyuların merkezi olan kafamızı sardığımız mekanlar kurguladık. Oluşan hareketli sistem sayesinde bu başlıklar takıldığında insanların birbirine ihtiyaç anında yaklaşmaları da sağlandı.
Kimi işitme duyusunu, kimi görme duyusunu, vb. ortaya çıkaran kafa mekanları;
SON MU BAŞLANGIÇ MI?

Katılan herkese teşekkürler, keyifli bir tartışma ve geleceğe dair güzel hayallerdi. Devam edeceğiz…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: